20'likle Yemekteyiz
Dermişim... Sadece buzdolapları karıştırıyoruz
Selam 20’likler,
Nasılsınız? Yalan yok ben biraz yorgunum. Hem yeni işimin takvimine ayak uydurmak hem de 20’likte yeniden toparladığımız düzeni devam ettirmek arada işleri zorlaştırıyor. Yatmam gereken saatten 1-2 saat daha geç yatıyor, kalkmayı tercih edeceğim saatten de bir 30 dakika ( onu 1 saat yapamadım yalan yok) kalkıyorum. Ama ne mutlu bana, sevdiğim iki şeyi şu an devam ettirebiliyorum.
Bazen kayacaktır eminim, ama onu da hallederiz.
2 haftadır evden uzaktayım, bir 5 hafta daha uzakta olacakmışım gibi gözüküyor. Bu maceraya atılmadan önce de tabii ki, ne yaptım? Buzdolabımda bozulacak her şeyi ya yedim ya da aileme teslim ettim. Buzdolabımın ‘tam takır kuru bakır’ olduğunu söyleyemem; her yerden topladığım acı soslarım, zeytinlerim, turşularım, farklı salçalarım ve ezmelerim duruyor. Otel odamdaki küçük bir minibar’a sığdırmaya çalıştığım elmalarım, zencefilim ve içeceklerimle bakışırken de bu haftanın bülteninin buzdolapları ile ilgili olmasını istedim. Çünkü bir insanı tanımanın en iyi yollarından biri, buzdolabına bakmaktır.
Bu bültenin fikri çok sevdiğim arkadaşım ve Casic markasının kurucusu Ceren Günsal’dan geldi. Kendisinden de bir giriş yazısı almasam olmazdı. O nedenle şimdi sözü ona bırakıyorum:
Yemekle ilişkim biraz abartılı olabilir… Ama n’apayım, çocukluğum annemle kek çırpıp, babamla baget sandviçler yaparak geçti. Ailemin sevgi dili “yemek ye, bir tabak daha ye, bak bunu da beğenirsin” olunca, benim de bu işi meslek yapmam pek şaşırtıcı olmadı. Hâliyle buzdolaplarına olan merakım da bayağı köklü. Sevdiğim insanların evlerinde —tabii ki izin alarak, öyle gizli gizli kapak açan biri değilim— buzdolabına bakmak benim için mini bir belgesel izlemek gibi. Her dolap başka bir bölüm: “Bu hafta kim ne yaşamış?”
Bir de yıllardır aklımdan çıkmayan bir söz var: “Bir insanı tanımak istersen, onun çöpüne bak.” Kaynağını asla hatırlamıyorum ama yüzde yüz doğru. Yediklerimiz, o “ya ne olacak canım” dediğimiz tercihler… Hepsi bizi ele veriyor.
Market alışverişinde ise içimdeki kaşif tamamen devreye giriyor. En sevdiğim reyon? Sos reyonu. Orası benim Disneyland’im. Yeni bir şey görünce gözüm dönüyor, sepete atmam saniyeler sürüyor. Gittiğim yerlerden sos, baharat falan taşımak konusunda da hiç üşenmem; valizde yer yoksa çorapların içine bile sıkıştırırım. Sonra eve gelince onların hangi yemeğe yakışacağını düşünmek, masaya minik bir sihir eklemek beni aşırı mutlu ediyor.
Sepetimde peynir olmazsa kendimi çıplak gibi hissediyorum. Genelde üç çeşitle çıkarım ama beş olduğu da oluyor, yalan yok. Mevsimlik sebzelerim mutlaka vardır. Ve zeytin… O artık aile üyesi gibi, dolabın demirbaşı. Aslında kahvaltı tabağı kurabileceğim her şey evde hep hazır durur. Çünkü kahvaltı benim için günün en huzurlu anı.
Bunlardan dolayı mutfaklar, buzdolapları, market reyonları bana hep insanların küçük sırlarını fısıldıyormuş gibi geliyor. Ve ben o fısıltıları dinlemeyi çok seviyorum.
Ceren’le ağız tatlarımız biraz farklı. Hatta bunun dalgasını çok geçiyoruz. Onun bayıldığına, ben çok yanaşmıyorum. Benim övmeye doyamadığım bir şeye, o çok ilgi duymuyor. Eminönünde hangimizin köftecisi daha iyi tartışmalarımız olmuştur — benimki daha iyi.
Kısaca zevklerimiz çok farklı olabiliyor AMA bu yazdıklarına 100% katılıyorum. Bir insanın buzdolabı, neye para harcadığı/harcayabildiği, neyi nasıl tuttuğu o kadar çok şey anlatıyor ki.
Bültene ve farklı 20’lik buzdolaplarına girişmeden önce Batuhan’ın 20’lik WhatsApp grubunda söylediği bir konuya değinmek istiyorum — ki çok haklı. Yemek fotoğrafı paylaşmak gibi buzdolabı fotoğrafı paylaşmak da kimi zaman biraz görgüsüzce gelebilir. Bizim kültürümüz, olmayanın canını çektirmemek üzerine kurulu. Bu çok çok çok sevdiğim bir özelliğimiz. Bu bülteni sadece meraklı olduğumuz ve sizin de bizim kadar buzdolaplarının içini karıştırmaktan zevk alacağınızı düşündüğümüz için yaptık.
O zaman başlayalım mı?
20’liklerin Buzdolapları Neler Anlatıyor?
Açtık kapağı bakıyoruz… O haftalardır köşede duran salatalığı unutmayacaksın değil mi?
Yazılar: 20'lik

Acı Soslarım ve Ben
Yazı: Yasmin Güleç
Evet girişte bahsettiğim gibi yaklaşık 7 hafta evde olmayacağım için buzdolabımda bozulabilecek her şeyi bitirdim… Ama babama çektirdiğim bu fotoğrafta gözüme yarım bir limon takıldı… Onun durumunu göreceğiz döndüğümde… Neler var? En alt rafta iki kutu kahve çekirdeği, şarap ve tonik görüyoruz. Bir üstte ise Beypazarı gözüme batıyor. Bir üst kat karmaşık gözüküyor ama aslında değil; gochujang ve miso gibi malzemelerin yanısıra turşularım var. En üst raf ise kahvaltılık. Zeytinler, pekmezler ve Ceren’in bana aldığı domates reçeli var.
Kapak kısmında ise dikkatinizi orta rafa vermenizi rica ediyorum. Çünkü bu minik yazının odağı burası olacak. Orta kapak bir sos dışında tamamen acı soslara ayırdığım bir raf. Gittiğim her yerden topladığım acı soslar bulunuyor — hatta birini, yine, Ceren getirdi. Farklı Tabascolar, ananas ve misolu sarı bir acı sos, Sriracha, Frank’s Red Hot… Say say bitmez. Sos insanıyım diyemem çünkü evimde ketçap, mayonez, vs. bulamazsınız. Ama acı sos… O hep bolca vardır.
Bu ne demek? Baba tarafım Adanalı ve Hataylı demek. Ama onun ötesinde tatmayı, uyanmayı, ateşi, kırmızıyı seviyorum demek. Tatları zenginleştirmekten, farklılaştırmaktan zevk alıyorum demek. Elde olan bir şeye, küçücük bir ekleme ile tamamen farklı bir tat ( anlam, deneyim) katmaktan hoşlanıyorum demek — sanırım. Ve 20’lerimin ve devamının bu bilinçle ilerlemesini istiyorum.
Hayatına farklı bir tat, deneyim katmak için elde olanı tamamen değiştirmek zorunda değilsin. Bazen bir, hadi iki, damla yetebiliyor.
Beni de turşu yapsak mı?
Yazı: Bensu Canguler
Bizim buzdolabında çoğunlukla ev yapımı turşuların hakimiyet kurduğu bir ortam vardır. Buzdolabına sebzeler girer, kahvaltılıklar girer hepsi biter ve yenilenir ama turşular her zaman oradadır.
Yeni fermente olmuş çeşit çeşit turşu kavanozlarını bazen düşünme süreçlerine benzetiyorum. Buzdolabı açma refleksimizin biraz da dağılan düşüncelerimizi fermente etmek ve dinlendirmeye benzediğini düşünüyorum. Kafamı tuzlu suya bastırsalardı düşüncelerim demlenir miydi acaba? Buzdolabının önünde dururken, biraz daha sakinlediğimi, zihnimin soğuk hava dalgasıyla odaklandığını, biraz da ‘gönlüme göre bir şey var mı burada,’ diye düşünürken, kafamdaki tüm düşünceleri biraz beklettiğimi fark ediyorum. Sonra turşulara yeniden bakıyorum. Kokuları oldukça keskin, beni gerçekliğe döndürüyorlar. Bir kimçi kavanozunu açıyorum. Acı biberli sosunda biraz daha beklese daha iyi olur diyorum. Tıpkı fikirler ve kararlarım gibi. Bir kararın biraz daha tuzunu çekmesi gerektiğini nasıl anlarız? Eğer çok beklerse yumuşak olur ama az beklerse de çiğ kalır. Sanırım olgunlaşmak bir şeyi nerede ne zaman nasıl yapacağını bilmek demek. Turşuların olgunlaşmasını bekleyerek kendi hayallerimi de tartıyorum. Doğru zamanda adım atmasaydım şimdi belki de hiç var olmazlardı.
En Özel Alanımız Buzdolabı Olabilir mi?
Yazı: Gözde Ataç
Her birimizin mutfağına giren çeşitli teknolojik aletler olsa da buzdolabı hepimiz için ortak. Farklı büyüklüklerde, farklı fonksiyonlarla hepimizde bir şekilde var olan o buzdolapları aslında bir o kadar da birbirinden eşsiz. Kimi evlerde üzerinde renkli renkli çeşitli yerlere ait magnetler, kimi evlerde ise oldukça sade kapaklarla dekore ediliyor. Mesela bir arkadaşım her şehrin meşhur yiyecek figürlerine ait magnetlerle buzdolabını süslerken diğer arkadaşım evine gelen arkadaşlarının vesikalık fotoğraflarına buzdolabının üstünde yer veriyor. Bizim evde ise kendimizi yansıttığımız bir süsleme mevcut; gittiğimiz yerlerden magnetler, eve gelen arkadaşlarımızı çektiğimiz polaroid fotoğraflar ve kendi çizdiğimiz çeşitli resimler.
Nasıl buzdolaplarımızın kapağını farklı farklı süslüyorsak içleri de birbirinden farklı görünür halde. Bizim buzdolabında her mevsim muz, süt ve soda bulunur. Eğer bitmişse mutlaka yedeği dışarıda vardır. Yaşam şeklimize gelirsek; çoğunlukla sağlıklı gıdalar, sebze ve meyve ağırlıklı raflar, bolca vitamin ve takviyeler… Annelerimizin bizim için hazırlayıp gönderdiği birbirinden lezzetli alternatifler ve bu kış ilk defa anneannemden tarif alıp kurduğum turşular! Fotoğrafta görebileceklerinizin yanı sıra bir de her buzdolabı kapağı açılışını duyduğunda koşarak yanımıza yaş mama yeme hevesiyle gelen kedimiz Sumak. Bizim vazgeçilmezlerimizi, mutfağımıza renk katanları böyle yansıtıyor buzdolabımız, peki sizin nasıl?
Küçük Ölçekli Bir Anadolu Mutfağı Deposu
Yazı: Ceren Kurt Alyurt
İnsan gün içinde onlarca kez açıp baktığı buzdolabına, bir fotoğraf karesinden bakınca gerçekten şaşıp kalıyor. Öyle süper estetik, Pinterest’ten fırlamış bir dolap sunamadığım için üzgünüm. Ama Adanalı olmam sağ olsun, içerik konusunda dolabım oldukça iddialı. Sarı bidonun içinde sade yağ, kavanozda biber salçası, bir köşede Osmaniye fıstığı… Bunlar benim için süs değil, yaşam biçimi.
Bir de buzluğu görseniz… İçli köfte, lahmacun, mantı… “Buna da yer kalmamış” dediğim hiçbir şey yok gibi. Sanki ev değil, küçük ölçekli bir Anadolu mutfağı deposu. Vücuda yeterince kalori almıyormuşum gibi, sağ altta hazır bekleyen çeşit çeşit sos da cabası.
Kahvaltılık reyonu ise tıka basa dolu. Peynirler, zeytinler, reçeller… Hepsi her an düşecekmiş gibi bakıyor; aramızda sessiz bir gerilim var. Arada göz göze gelince seyahatleri hatırlatan anı magnetleri de bakış açıma giriyor. Bence onlar bir buzdolabının olmazsa olmazı! (Bu magnetler buzdolabının manyetiğini bozuyor diyen ustalara sövgülerimle...)
Sonuç olarak bu; aradığında her şeyi bulabileceğin ama bazen her şey olmasına rağmen hiçbir şey bulamayacağın o klasik buzdolabı. Yumurta, çikolata, sirke, meyve, yoğurt, kahvaltılık derken daldan dala atlayan ama bir şekilde hep “tamamlanmış” hissi veren bir dolap bence.
Rastgele Bir Sos
Yazı: Büge Erel
Bir buzdolabına olduğundan fazla anlam yüklemeyeceğim tabii, fakat herkesin kendine özel bir düzeni olması beni her seferinde şaşırtmıştır. En yakın arkadaşımda içeceklere ayrı bir yer ayrıldığını görürüm, annemde kedi mamalarının sayısında bir artış fark ederim, kendi evimde kahvaltılıkları üstte tutarım mesela. Ne yediğimizi değil sadece; nasıl yaşadığımızı, neyi önemsediğimizi bile yansıtma kapasitesi vardır her birinin. E uzun raf ömrü sonuçta :))
Benim buzdolabımda en ilginç şey, Meksika’dan gelmiş yeşil, aşırı acı bir sos sanırım. Neredeyse hiç kullanmıyorum. Zaten kullansam da bir çay kaşığından fazlası büyük hata olur. Ama orada durması beni mutlu ediyor. Sanki bir sostan çok bir hatırlatıcı gibi. Bazen bir tat; bir şişe, hafızadan daha sadık olabiliyor.
Ne zaman farklı bir yere gitsem, o yere ait küçük bir şey alma isteği duyuyorum. Kimi zaman şarküteriden “rastgele” bir sos, kimi zaman hiç bilmediğim bir baharat. Asla mutfağımın vazgeçilmezi olmuyor, bu aldıklarım. Hatta çoğu zaman son kullanma tarihine yaklaşırken suçlulukla bakıyorum onlara. Ama mesele kullanmak değil zaten. Mesele, o yerin bir parçasını cebimde eve taşımak. Tabii arada kullansam fena olmaz.
Belki de bu yüzden buzdolaplarımız bu kadar kişisel. Kimimiz protein tozlarıyla, kimimiz çocukluğundan kalma en sevdiği marka reçellerle dolduruyor rafları. Benimkinde ise ismini bilmediğim soslar var. Alırken Google’dan arama dahi yapmadığım. Sürekli kullanamadığım, ama gittiğim yerlere ait minik hatıralar taşıyan. Sanırım bazı şeyler işlevi için değil, hissettirdikleri için saklanıyor. Ve bazen bir buzdolabı, bir pasaporttan daha çok şey anlatabiliyor insan hakkında.
Bomboş bir tablo
Yazı: Esra Ece Kuleci
Yeni bir eve taşındım… Buzdolabının fişinin taşındıktan üç saat sonra takılması gerektiğini kimler biliyor? Bu taşınma işlerinde genelde en son temizlenen şey de buzdolabı oluyormuş. Çok önce birinin bir paylaşımında taşınacağı için buzdolabındaki her şeyi bitirmeye çalışırken garip tarifler uydurup ne kadar lezzetli keşifler yaptığını okumuştum.
Ben bu taşınmamda bunu deneyimlemedim ama boş buzdolabını düzenli bir şekilde yerleştirmeyi hayal ettim. Arada açıp açıp boş haline bakıp keyifleniyorum çünkü çok temiz. Bomboş bir tablo gibi… Tabii yeni bir evde yapılacak ilk öğün kahvaltı olduğundan kahvaltılıklar alındı.. Buraya memleketten tereyağı ve mısır unu, Bergama’dan tulum peyniri, Ayvalık’tan zeytin eklenince tamam olacak. Bir üreten evi olduğu için buzdolabındaki alakasız şeyler rafında baş ağrısı için soğuk jel ve bozulmaması gereken analog filmler var. Buzdolabının fişini bile takmadan magnetleri yerleştirdim ilk iş… Sevdiğim insanların fotoğrafı, köyün yaşlılarını çağırdığım mistik doğum günüm, gittiğim ve gidemeğim yerlerin magnetleri. Umarım yeni yerini seversin buzdolabı.
🫑 Bu hafta buzdolaplarını gezdik, baktık içlerinde neler var.
🎄Haftaya Noel. Onunla ilgili birkaç düşünce gelir bence.
🌟20’liğin Instagram hesabını buradan takip edebilirsiniz. Artık TikTok’umuz da var, bekleriz.
✨ O zaman haftaya _benzer_ bir saatte görüşmek üzere diyelim mi? ✨
Şerefe!














bu seriye bayıldımm