Selam 20’likler ve 20’lik kalanlar,
Nasıl gidiyor? İyidir umarım. İstanbul giderek ısınmaya başladı. Tabii sokaklara cıbıl cıbıl çıkıp, güneş gittiği an elimizin ince montlar aradığı sezonu daha geride bırakamadık. O kadarı da olsun. Babam bana kertenkele der, çünkü havalar çok sıcak olduğu an benim dışarıda tek yapabileceğim şey uzanmaktır. Çok sıcağa gelemem, üretkenliğim biraz düşer. Genlerim Hatay, fiziksel dayanıklılığım Oslo. Ama bu sene kararlıyım. Sıcakta güneş pillerimi dolduracak, koşacak ve üreteceğim. Tamam belki koşmam… Ama BU YAZ O YAZ. Her şeye rağmen. Hadi hep birlikte: BU YAZ O YAZ. Süper. Öyleyse, her yaz geldiğinde 20’likte yazdığım şeyi tekrardan paylaşıyorum:
Tüm dertlerimizi denize bırakıyor, hafifliyor, kış için enerji ve vitamin depoluyoruz.
Tamam mı? Tamam.
Bu hafta nelerimiz var?
Ceren ve Ece Ankara’dan,
Gözde ise Şirince’den bildiriyor.
Hadi iyi okumalar!
Yasmin
Ankara’nın denizi yok, mezesi var
Başkentten selamlar!
Yazı: Ceren Kurt Alyurt ve Esra Ece Kuleci

2014 yılından beri Ankara’da yaşıyorum. 2014 çok uzak bir sene gibi gelmese de bu şehirde dokuz yılımı tamamladım. Geldiğim ilk günden beri bu şehre dair anladığım bir şey var: “Ankara’yı ya çok seversin ya da nefret edersin.” Ortası çok zor, hatta hiç görmedim diyebilirim.
Ankara’yı çok sevenlere de nefret edenlere de hep hak verdim. Nefret edenlerin mantıklı sebepleri varken, çok sevenlerin duygusal sebepleri vardır. Ben hangi takımdanım diye soracak olursanız “çok seven”lerdenim. Ankara’dan nefret edenlerin sebepleri genelde benzerdir: Denizi yok, çok soğuk, çok sıkıcı, çok bürokratik vs..
Sevenler ise bu şehirde aşkı ve arkadaşlığı tatmış olanlardır. Denizi olmayan, soğuk, sıkıcı ve bürokratik olan bu şehirde Cebeci’den Kızılay’a arkadaşıyla yürürken dertleşebilmiş, Kuğulu Park’ta sevgilisi ile en güzel anlarını geçirebilmişlerdir. Ankara, şehir olarak bir şey vaat edemediği için var olduğu alanlarda sınırları zorlar. Tıpkı kendini ispat etmeye çalışan küçük bir çocuk gibi hissettirir bu açıdan bana. Deniz kenarında yediğim mezeleri hiç beğenmem. Ankara’da en lezzetli mezeleri yerim hep. Ama Ankara nefretlilerinin cevabı hazırdır: “Mezesi de kötü olsa mekân sana ne vaat edebilir? Ankara’da mezen, yemeğin güzel olmak zorunda!”
Son zamanlarda Ankara’yı Ankara yapan özelliklere nefret duyulmadan sevilmeye başlandığına şahit oldum. Genelde, Türkiye’nin başkenti de olsa “koca bir köy” yorumu yapanlar çoktur. Bu argümanı destekleyen ve kullanmayı çok sevdiğim bir söz vardır: “Ankara 2 oda 1 salondur.” Ankara’da birini tanımıyorsanız bile mutlaka bir arkadaşını tanıyor çıkarsınız. Eskiden olumsuz olarak addedilen bu durum yakın zamanda özellikle İstanbul’dan Ankara’ya seyahate gelenlerin çok hoşuna gitmeye başladı. Gidilen mekânların benzerliği sebebiyle tanıdık simalarla karşılaşmak, mekânlardaki müdavimlik kültürü ve bakacak bir denizimiz olmadığı için mekânlarımızın pek özenli dizayn edilmiş olması güzel bir özellik olarak ortaya çıkmaya başladı.
Bu mekânlarda son zamanlardaki en büyük gündem tabii ki siyaset. Genci yaşlısı fark etmeden, bir tuvalet dönüşü sonrası masaların yanından geçerken şu cümlelere şahitlik etmek çok kolay: “Abi nasıl sandıklar korunamadı,” “yerel seçimleri bekliyorum,” “kazanacak aday değil çalışacak aday vardır.” Ama yine de Ankara’nın en hafife alınan konusu var ki, dönem fark etmeksizin her masada duyulur: Sanat. Bütün tiyatroların, konserlerin biletlerini, satışa sunulduğu gibi bitiren, kitapların, filmlerin, albümlerin tartışıldığı masalar. Yaz da gelmişken herkesin heyecanla beklediği festivaller, konserler.
Ben bu yazıda, benim müdavimi olduğum ve gitmekten çok keyif alınan birkaç mekândan bahsetmek istedim. Bu mekânlara yolunuz düşmese bile, masalarında oturan insanların hararetle yerel seçimleri tartıştığını, festivalde kaç film izlediğini, kimin konserini beklediğini duyabilirsiniz..
İncir Meyhane
Ankaralıları pek çok açıdan mutlu eden bu mekâna gitmemiş ya da burayı duymamış çok az kişi vardır. Ortalama yaş açısından çok sürprizlidir. Yan masanızda çok popüler milletvekilleri de oturuyor olabilir, ilk içkisini içmeye gelmiş bir 18’lik de. Mekânda çok gürültülü bir müzik sizi rahatsız etmez ya da danslı eğlenceler yoktur. Bu yüzden çok genç kitle (18-20 yaş) “genellikle” tercih etmez. Fiyat/performans açısından herkesi memnun eder. Gerçekten lezzetli mezeler yersiniz. Tunalı’nın göbeğinde olması sebebiyle de önemli bir coğrafi avantaja sahiptir. Aslında bir apartmanın otoparkında üstünüz ağaçlarla çevrilmiş şekilde rakı içiyorsunuzdur ama deniz kenarında yanlış insanlarla içilen rakı masalarından çok daha fazla mutlu eder. Rakıdan sonra bir cila yapalım derdindeyseniz Tunalı’nın tüm barları size yürüyerek 2 dakika mesafededir. Çalışanları nazik, sahibi müşterilerine karşı çok ilgilidir. Eskiden son dakika meyhanesi bile yapabildiğim bir mekândı. (Çok önceden rezervasyon yapmam gerekmeyen yerler için kullandığım bir tabir.) Ancak şimdi mekânın güzelliği çok kişi tarafından anlaşılmış olacak ki haftanın her günü çok yoğun bir şekilde hizmet veriyor.
Granma
Herkesin bu kadar bildiğine ve gittiğine şaşırdığım bir başka mekân da Granma. Olgunlar’da bir apartmanın dördüncü katında yer alan bu mekâna gitmek kendimi çoğu zaman Sisifos gibi hissettiriyor. Mali müşavirlerin, günlük kiralık evlerin, türkü seslerinin, vegan barların arasında bitmek bilmeyen bu merdiven yolculuğu sırasında insan kendisini “İki bira içecektik, çektiğimiz eziyete bak” diye sorgularken bulabilir. Ta ki son kata ulaşıp zile bastıktan sonra. Evet, bu mekâna tıpkı bir eve girer gibi zile basarak giriyorsunuz. Kapı açıldığında ise bambaşka bir atmosferle karşılaşıyorsunuz. “Gökyüzünde bir yerlerde” sloganı ile bütünleşen Granma’nın benim için en özel yanı müzikleri. Saklı Spotify listelerimde yer alan rap şarkıları da duyabilirsiniz, güncel yabancı pop şarkıları da. Bazen “Benim listemi mi çalıyorlar acaba?” bile diyebiliyorum. Fiyatları çok uygun. Yemekleri çok lezzetli. “Gökyüzünde bir yerlerde” oldukları için bira fıçılarını aşağıdan terasa uzanan bir asansörle yapıyorlar. Çalışanları çok nazik, mekân 20’lik dolu!
Bonus: Bar deyip geçmeyin, bir gün kahvaltısını da deneyebilirsiniz.
Daha yazabileceğim, anlatabileceğim çok mekân var. Ama başa dönecek olursak, Ankara’nın sakinliği, istediği zaman coşabilirliği, fiyatların uygunluğu, insanların samimiyeti ve gri bulutların arasından süzüldü mü herkesi mutlu eden güneşi bence daha çok rağbet görmeye başladı. Bir Ankara sevdalısı olarak 2 oda 1 salon evime duyulmaya başlanan bu sevgi beni mutlu ediyor.
Şimdi lafı Ece’ye bırakıyoruz:
Ankara’ya ilk kez geçen sene Mayıs ayında gitmiştim. İlk hayalim Seyfi Teoman imzalı “Bizim Büyük Çaresizliğimiz” turu yapmaktı. Filmde geçen mekânlara tek tek gidemesem de Ankara’da olmak ve o havayı solumak bana yetecekti. Bir de Barış Bıçakçı’nın yazdıklarını daha iyi anlamak için bir Ankara ziyareti bana şart olmuştu. Ankara’da yaşadığımızı hemen anlatan ilk kişiler taksiciler. İstanbul’un aksine Ankara’da her saat taksi bulmak mümkün. Kısa mesafe diye bir kavram onlarda yok ama herkes yürüdüğü için siz bilmediğiniz yakın bir adrese taksi tercih ettiğinizde bu hemen fark ediliyor. Ağaçlara asılı butonlardan ağacın altına taksi çağırabiliyorsunuz — online taksi uygulamaları işine baksın. Ankara’nın bir ucundan diğer ucuna gitmek belki de maksimum otuz dakika sürüyor. Geçen sene ilk ziyaretimde ineceğim durağı kaçırıp geri dönmem sadece 10 dakikamı almıştı. Pek çok arkadaşımla Ankaralıların buluşma adresi Dost Kitabevi’nin önünde buluşmuştum.
Şehrin içinde bir vaha olan Papaz’ın Yerinde’de bir çay içip, Soul Bar’da herkesin iyi yapamadığı Aperol Spritz kokteylimi caz eşliğinde yudumlamıştım.
Bu sene Uçan Süpürge Uluslararası Kadın Filmleri Festivali vesilesiyle yine mayıs ayında adımımı Ankara’ya attım. Bu sene bolca yağmur yağdığından Kuğulu Park’a uğrayamadım ama yağmura rağmen insanların suratının asık olmamasına şaşırdım. Gelelim yediklerimize, içtiklerimize ve gördüklerimize: Geçen sene Kakule Kafe tadilatta olduğu için Büklüm şubesinde takılmıştım. Suyu ikram ediyorlar ve tatlıların isim ilhamları New York. Bu sene ilk iş yine oraya gidip Ankara ekürim Ceren’i oraya davet edince, Ankaralıların bile keşfedecek mekânı kalmış dedim.
Bu sene özellikle kahvaltı ve akşam yemeklerinde şahane playlist‘ler eşliğinde yemek yediğimiz Last Penny’i anmadan geçemeyeceğim. Hepimizin alışkın olduğu su siparişinde burada dikkatimi çeken bir şey oldu. İstanbul’da su istediğimizde bize.
-’Dışarıdan mı? Dolaptan mı?’ diye sorarlar.
Burada istisnasız gittiğim her yerde soru şu şekilde soruldu.
-’Ilık mı olsun soğuk mu?’
Su verenleriniz, daha da önemlisi, suyu nasıl içtiğinize dikkat edip soranlarınız bol olsun.
Not. Kültür sanat alanında sinemadan müziğe, fotoğraftan dansa pek çok alanda üretenlerle bir araya gelerek onların hikâyelerini kayda geçiren Ece’nin başlattığı Üretim Kaydı, bundan sonra Substack’te. Buradan abone olabilirsiniz!
Şehirden Uzakta: Şirince
Şirince’de meyve şarapları, doğa ve sürdürülebilirlik
Yazı: Gözde Ataç

Bu hafta İstanbul’dan uzaklaşıp şöyle bir şehir kalabalığından uzakta nefes alabileceğimiz yerlere dalıyoruz. Durum böyle olunca Şirince’den bahsetmemek olmaz diye düşündüm ve bu harika yerde neler yapılır rehberiyle beraber burada yaşayanlara bir mercek tutmaya karar verdim.
Nişanyan Sözlüğüne göre Kirkince’den türeyen Şirince’nin Maya takvimine göre kıyametin kopacağı 2012 yılında dünyada ayakta kalacak tek yer olduğu söyleniyordu. İşte bu yıllardan sonra merakı artanlar ile turizme daha da açık hâle gelen Şirince’ye ben de ilk kez bu yıllarda gitmiştim. Farklı amaçlarla birkaç kez ziyaret etme fırsatı bulduğum bu yerde neden hayatın devam edeceği düşüncesinin var olduğunu sanırım daha iyi anlıyorum. Doğa harikası küçük bir köy içinde yıllardır komün bir şekilde yaşayan halk kendi kendine sürdürülebilir bir şekilde üretmeyi öğrenmiş. Bu nedenle bazen turist kalabalığından şikâyet de ettiklerini söylüyorlar.
Şirince’ye Selçuk’tan kalkan araçlarla ya da bireysel araçlarınızla ulaştığınızda sizi yapıca küçük evlerden oluşan, hiçbirinin fazla bir alan kaplamadığı bir köy manzarası karşılıyor. Köy içinde kiliseler, kafeler ve çok fazla şarap mahzeni yer alıyor. Buradaki köy halkı genelde büyük pazar ve market alışverişleri için Selçuk’a iniyor ve oradan siparişlerini alıyor. En son geçtiğimiz yaz Ağustos ayında gittiğimde Şirince’nin yerlilerinden Necla Teyze’yle sohbet etme şansım olmuştu, kendisi gelen gençleri çok sevdiği gibi Şirince’nin doğasını bozmamaları konusunda da tatlı bir uyarı yapıyor, yolunuz düşerse bir kahvesini için derim, kime sorsanız size nerede olduğunu tarif edecektir.
Köy içinde Mürver şurubu ve şarap tadımlarını yapmadan dönmeniz pek muhtemel değil o nedenle size Şirince’de meyveli şarap önerileri sunuyoruz. kavun, karadut ve nar mutlaka denemeniz gereken meyveli şaraplar arasında yerini alabilir.
Biraz daha köy merkezinden ayrılan patika yoldan yukarı çıktığımızda, bize özellikle gün batımında eşsiz bir deneyim yaşatan kayalıklar tarafından karşılanıyoruz. Bu kayalıkların tepesinden Selçuk’a kadar görmek mümkün.
Doğayla iç içe kaldıkça yaşamı daha iyi anladığınız, daha iyi üretme şansı elde edebildiğiniz bir yaşam mümkün burada. O yüzden çoğunlukla 15-25 arası gençlerin şehirden soyutlanmış bir alan tercih ederek geldiği bu tepede niş çalışmalarla karşılaşabileceğimiz bir alan karşılıyor bizi. Nesin Matematik Köyü, Arkhé Proje ve Tiyatro Medresesi bu alanlarda yer alıyor. Tam da bu alanda 20’liklerin nabzını tutmak mümkün oluyor, Tiyatro Medresesi Stoa’da farklı sanat etkinliklerine denk gelebilirsiniz, tiyatro kampları ve yoga eğitimlerinin de yapıldığı bu yerde gençler şehrin kalabalığından uzaklaşıp doğayla keşfetme fırsatı bulabiliyorlar. Nesin Köyü ve Arkhe’de ise eğitimin farklı bir modeline rastlamak mümkün. İncir ağaçları ve zeytin ağaçlarının birbiri ile mutualist bir ilişki kurarak yetiştiği bu alanlarda eğitim alan gençler de birbirini ve doğayı besleyebilmek odaklı her alanda üretmeye meraklı ve hevesli. Nesin Köyü içinde yer alan Nişanyan Kütüphanesi’nde ise yüzlerce kaynağa erişmek mümkün. Elinize bir kitap alıp terasa çıkabiliyorsunuz ve bir 20’lik olarak burada geçirdiğim zaman için söylüyorum ki neredeyse beş gün boyunca telefona bakmak aklıma gelmedi. Çünkü sizinle birlikte akran paylaşımına ve üretmeye hevesli şehrin karmaşası ve dertlerinden kaçıp soyutlanarak çözüm aramak isteyen ışıl ışıl gözler burada sizinle.
Şirince’nin üretime ve paylaşıma açık bu gündüz yaşamının ardında geceleri de oldukça huzurlu. Neredeyse tüm ışık kirliliğinden uzlaşmış bu köyde gece yıldızları çıplak gözle doya doya izlemek mümkün. Biraz müzik, şarap ve hoş bir sohbetle burada olumsuz düşüncelerinizden arınmak mümkün oluyor.
Bu küçük köyün her alanında hatıralarını dün gibi görmek mümkün, kalabalık şehir hayatından arınmış doğasıyla ve huzuruyla baş başa kalan Şirince’de 20’lik olarak üretebilmenin, umudu ve umutsuzluğu paylaşabilmenin mümkün olduğunu söyleyebilirim. Sevgili Ali Nesin’in yıllar önce dostlarıyla yaptığı sohbetlerde umutsuzluğa karşı ışık yakabilecek fikirlerini yıllar sonra bizlerin de yapabileceğini görmek, şehrin problemlerine böylesine komün bir yaşamla çözüm önerileri aramak biraz olsun yolumuzu aydınlatabiliyor. Telefonlarda kaybolarak tükettiğimiz zamanı doğada eşsiz bir yolculuğa dönüştürmek Şirince’de mümkün oluyor ve burası Türkiye’de bunu mümkün kılan yerlerden yalnızca biri. O nedenle bazen şehrin gürültüsünden uzaklaşıp sorgulamalıyız, belki yalnız değil yanlış yerdeyizdir.
Kalbi hep 20’lik atanlar, ceplerinizden umutla ve bolca şarapla ayrılabileceğiniz Şirince’de bir gün karşılaşmayı diliyorum.
20’likte her hafta zaman makinamızda bir yolculuğa çıkıyoruz. Amacımız: Tüm arşivimizi Substack’e taşımak. Diğer amacımız: 20’likle sonradan tanışanları eski yazılarımızla buluşturmak.
Bu hafta paylaştığımız bültenin yayın tarihi 15 Haziran 2023.
✨ Haftaya pazar görüşmek üzere ✨
Şerefe!
💕 Yasmin 💕











