Biraz da sıkılıcan abi
Sıkılmak hem bir lüks hem de bir 'challenge' mi oldu?
Selam sevgili 20’likler ve 20’lik kalanlar,
Nasılsınız? Ben iyiyim. Yarın bayram! Şimdiden hepinizinki kutlu olsun. Bu hafta konumuz sıkılabilmekle ilgili. Günümüzde hem bir lüks, hem de neredeyse hissedilmesi imkansız bir şeye dönüşmüş gibi. Bir yandan hayatta kalma çabası, her şeye yetişebilme ve gündem üçgeninde sıkılmak imkansız oluyor — bir yandan da bizim bu kadar elektronik ve uyaranla çevrili olduğumuz gerçekliğimizde alışkanlıklarımıza çok uzak bir gerçeklik.
Büyüklerimiz nasıl balkonda oturup sadece dışarıyı izleyebiliyor? Nasıl arkada müzik açmadan, telefonu kaydırmadan yürüyebiliyor? Benim yürürken bile sıkılma eğilimimin farklındalığı yolda yürüyüp mesajlaşırken bir direğe çarpmamla gerçekleşti. ‘Ne yapıyorsun seeeen?’ dedim kendi kendime. Yolda çevrende o kadar şey varken bile nasıl sıkılabilirsin, nasıl başka bir uyaran, başka bir şey daha isteyebilirsin?
O günden sonra biraz kendime geldim, yolda telefonumu cebime koymaya başladım — bazen. Uçak ise her zaman en sevdiğim ve en büyük meydan okumam oldu. Hiçbir şey yapmadan ne kadar durabilirim? Film izlemeden, müzik dinlemeden, sadece bakarak… Uzaklara, belki başkasının ekranına, ne kadar sadece beynim, ben ve gözlemlediklerim kalabiliriz? Cevap: Yaklaşık 10 saat. Etkilendim. Ama hep yapabildiğim bir şey değil.
Bu hafta da sevgili 20’lik yazarlarımız bu sıkılabilme konusuna odaklandılar. Hem iyi, hem kötü… Uyarıla uyarıla, hep uyaranın peşinde koşan bir grup mu olduk? Tabii bilmeliydik böyle olacağını pandemide boş duramayıp pişirdiğimiz ekmekler, yaptığımız dalgona kahvelerden…
Bu hafta nelerimiz var?
🧶 Merve, TDK’ya bir kıyak geçiyor ve raw-dogging life terimini türkçeleştiriyor. Bir de tabii kendi hayatına uygulamaya çalışıyor.
🥱 Irmak, üretmek için sıkılması gerektiğini paylaşıyor. Haklılık Payı kapsamında sorduğu kişilerin çoğu daha farklı cevaplarla bu yazıda buluşuyorlar.
Keyifli okumalar ve güzel bayramlar
Yasmin
Hayat: Lütfen çiğ tüketiniz.
İkram: Bir adet hayat, çiğ tüketilmesi tavsiye edilir, son kullanma tarihi paketin üzerinde yazmaz.
Yazı: Merve Nur O.
TDK bana teşekkür etmek isterse telif ücretimi hesabıma havale edebilir, popüler bir İngilizce terimi Türkçeye anlamlı şekilde sokmuş olabilirim.
Bu yıl internette karşıma çıkan bir mini trend: raw-dogging life. Günlük hayatta bizi eğlendiren ve meşgul tutan modern oyuncaklarımız olmadan zaman geçirme işi. Raw-dogging deyişi öyle garip bir şey ki Türkçede karşılığını bulamadım, ben de hayatı çiğ çiğ yemek olduğuna karar verdim. Baharatsız, zeytinyağı-limonsuz, salçasız öylece yiyip yutmak. Rahmetli babaannem bu konuda uzmandı. Radyo ve televizyon çok severdi ama bazen de sanki varlıklarını unuturdu, hayatı öylece yaşar giderdi.
İnternette karşıma çıkan raw-dogging pratiği ise şöyle: Kişiler kameralarını hızlı video özelliğine alıp geçiyorlar karşısına, 30 dakika kadar hiçbir şey yapmadan öylece oturmaya çalışıyorlar. İzlerken bile içim sıkıldı. Birini dinlemeden, konuşmadan, resim yapmadan, kitap okumadan, en kötüsü de müzik falan dinlemeden zaman geçirmek artık bana imkansız gözüküyor. Halbuki ben bir millenialım, anamın karnından akıllı telefonla çıkmadım. Ama özellikle pandemi sonrası yıllarda beynimi öyle bir haşladım ki oturup hiçbir ek eğlenceyi tatmadan hayatı yaşayamıyorum.
Bir ara günlük ortalama müzik dinleme vaktim 7 saat civarındaydı. Çalışırken de müzik dinleyebilen şanslı insanlardanım ve yalnız yaşıyorum, ama yine de bir günde uyuduğumdan fazla süre müzik dinlemiş olmam oldukça saçma. E zaten hepimiz Ortaçağ soyluları gibi eğlencesiz yemek yiyemez olduk, bazen arkadaşlarımla yemek yerken bile kenara bir Youtube videosu veya Avrupa Yakası bölümü açasım geliyor. Hal böyle iken bırak hayatı çiğ çiğ yemeyi, bunu yapanları bile izleyemiyorum.
Durumun vehameti en çok dışardayken ortaya çıkıyor. Dışarıdasın zaten, etrafta her an bir şey oluyor, bense kırmızı ışıkta beklerken bile TikTok kaydırmak istiyorum. Tamam, dışarıda olan çoğu şey TikTok kadar ilgi çekici değil ama ben de 5 yaşında değilim diyorum ve bir Pazar günü küçük bir deney yapıyorum. Müzik dinlemeden ve birileriyle muhabbet etmeden dışarda var olma deneyi:
Parkta dikilmek: 4 dakika
Aslında oldukça ilgi çekici bir durumdu, daha fazla dayanabilmeyi beklerdim. Koşan insanlara baktım, koşu formlarını yargıladım (Tamamdır Merve Abeylegesse). Kuşlara baktım, ama elim sürekli fotoğraflarını çekmek için telefona gitti, kendimi durdurdum. Biraz ağaçları inceledim.
Ders: Boş boş durmak neyse ama can sıkan seslere kulaklıklarım olmadan dayanmak da çok zormuş. Mart ayında martılar hep çok bağırıyor, isimleri bu yüzden martı olabilir mi?
Parktan spor salonuna yürümek: 12 dakika
Yürürken her şey çok daha kolay, aferin bana sadece yürüyerek var olabiliyormuşum. Müzik dinlemedim ama yürürken kendi kendime şarkı söylemiş olabilirim, bu kadar baharattan bi şey olmaz bence.
Ders: Farkına varmadığım tabelaları fark ettim, billboard reklamlarında komik şakalar vardı onlara güldüm.
Spor salonu: 45 dakika
Vay yavrum vay, sen kimsin ya müzik dinlemeden Youtube izlemeden 45 dakika soluksuz spor yapıyorsun? Yarın gel, milli takımda tam zamanlı atlet olarak başla. Parkta olduğu gibi salonda da esas sorun duymak istemediğim sesleri duymak zorunda kalmak oldu, lütfen spor yaparken inlemeyiniz ve spor salonlarında çok kötü müzikler çalmayınız.
Ders: Arkaya dikkat dağıtıcı unsurlar koymadığımda kas-beyin bağlantım arttı, çok iyi çalıştım.
İtiraf: Seansın son 15 dakikasında dayanamayıp kulaklıklarımı taktım.
***
Bu küçük pazar gezintisinde beynimin iyileştiğini düşünüyorum, daha uzun sürelerle hayatı çiğ çiğ yeme hedefim var artık. Her ne kadar ertesi gün 5 dakika kitap okuyup, sıkılıp, örgü örmeye geçip, sonra yine sıkılıp arkaya sesli kitap açmış olsam da … İnanırsam başarırım bence.
Sıkıntım benden cebren ve hile ile alındı, hatta çalındı. Her an çevrimiçi olmamdan para kazanacağını sanan markalara kötü bir şaka oldum, çünkü sadece dikkatimi çaldınız ben yine az alışveriş yapmaya ve bir şeyleri kendim üretmeye devam ediyorum.
Bekleyin siz bekleyin, Cüneyt Arkın edasıyla ortama girip çalınmış dikkatimi de sizin elinizden alacağım!
A Blessing and a Curse: Sıkı can
Ben. gerçekten. çok sık. sıkılıyorum.
Yazı: Irmak
Merhaba sevgili 20’likler, nasılsınız? Ben bu hafta da buradayım çünkü çok sıkıldım ve biraz yazı yazmaya ihtiyacım var. Bültenin konusu bu diye böyle yazdığımı düşünmeyin sakın. Ben. gerçekten. çok sık. sıkılıyorum.
Evet. Çocukluğumdan beri korkulu rüyam sıkılmak. İlk kez yıldız çizmeyi öğrenmeye çalıştığım günü hatırlıyorum da (hani şu ters V çizip önce sol üste sonra sağ yana giderek çizdiğimiz yıldızlar), o kadar çok sıkılmıştım ki artık canım acıyordu. Hiçbir şey yapmadan duramamak da değildi o zaman bu nahoş duygu; aslında hep aynı şeyi yapmak da çok sıkıcıydı. Bir şeylerin sonunu tahmin edebilmek içimi kaşındırıyordu sanki. Sürekli farklı farklı kitaplar okuyarak bu dayanılmaz histen kurtulabilmeye başladım o zamanlar. Filozof Atakan gibi bir şey olmak istiyordum. Bu ta ki bir bilgisayarım olana kadar sürdü. O da ta ki bir akıllı telefonum olana kadar…
Kitaplara ne mi oldu? Artık sadece telefonum erişilebilir olmadığında okuyabiliyorum, mesela uçaklarda. Buna rağmen bir yandan da kitap yazmak hakkında hayallere dalıyorum. İçimde bir şeyler yaratma isteği ve hatta ihtiyacı var. Ama bunun için gereken şeyse maalesef hiç de hoşlanmadığım bir şey. Sıkılmak….
Sıkıldığım zaman yazı yazıyorum genellikle (bazen de çok yalnız hissettiğimde ama o başka bir yazının konusu olsun). Trende oturmaktan patladığımda ya da internet çekmezken, notlarıma mesela. Yanımda da hep kâğıt kalem taşıyorum ki şarjım yoksa ya da şarjımı bitirmemem gerekiyorsa çizim yapabileyim. Yani o çok korktuğum ve katlanamadığım şey, sıkılmak, içimdeki yaratma hissini dürtüyor.
Dürtüyor dürtmesine de, ben çok sık sıkılsam da sıkıntının içinde kalamıyorum ki. Bahsettiğim internet-şarj sorununun olmadığı dünyada 30 saniyelik videolarla veya iki satırlık tespitlerle kendimi hemen oyalayıp çıkabiliyorum oradan. Peki bu herkes için mi böyle? Dayanamayıp sordum: Sıkılmak başkalarına ne ifade ediyor?
“Sıkılmaya dayanamıyorum maalesef ve ‘bir şeyler yapmam gerek’ diyorum ama ne yapacağımı düşünürken de sıkılıyorum. Galiba sıkılmanın da iyi olduğunu düşünmeye çalışıyorum.”
“En son ne zaman sıkılacak kadar sakin ve stressiz oldum, hatırlamıyorum.”
“O nedir?”
“Ben bu konuda çok düşünüyorum, bana biraz lüks gibi geliyor. :( “
“Sıkılmaktan çok sıkılıyorum.”
“Sıkılmadan yaratılmaz.”
“Sıkılıyorsam, sıkıcıyımdır.”
“Şu an yaptığım şey beni temsil etmiyor diyen bir alarm gibi bir şey.”
“Şımarıklık sanırdım, değilmiş.”
“Sıkı can iyidir, der annem.”
“ADHD (DEHB)’liler için cehennemin tanımı. ‘Sıkılmayı kucakla’ diyenler herkesi nörotipik sanıyor.”
***
Evet, sevgili 20’likler. Sıkılmak hakkındaki düşüncelerini sorduklarım telefon ya da sosyal medyadan bahsetmedi hiç. Hatta sıkılmanın lüks olduğunu ya da sıkılacak kadar “sakin” olmadığını söyleyenler oldu. Öte yandan bunun her zihin için aynı olmadığını, kimileri için düpedüz bir cehennem olduğunu söyleyen de vardı.
Ben sonuncuyu anlıyorum sanırım. Cehennem değilse bile bir çöl gibi. Ama yaratıcılık da o çöldeki vaha. Sıkılmadan yaratılmaz cevabına da katılıyorum bu açıdan. Ben her sıkılmama müsaade etmediğimde, yaratmama da müsaade etmiyorum aslında.
Demet Evgar’ın da kızına dediği gibi: “Sıkılıyor musun, ne güzel Mavi. Ruhun yaratım sürecinde kızım.”
O zaman bir sonraki süreçte görüşmek üzere.
Not: Bir sonraki seviye hiçbir şey yapmadan durabilmek. Yaratıcı veya değil. Benim ona biraz yolum var gibi…














