Selam 20’likler ve 20’lik kalanlar,
Nabersiniz? Ben iyiyim, biraz koşuşturmaca hâlindeyim (şaşırdık mı?). Birkaç saate yüksek lisans mezuniyetim var, öncesinde erken kalkıp bu girişi yazıyorum. Neden? Çünkü bu 20’lik, girişi yazacak zamanı ancak şu an bulabildi. Arkada kahve makinasının seslerini duyuyorum, kulağım orada, hemen hazır olsa da şöyle güzel bir bardak kahve içsem. Günün ilk kahvesi gibisi yok. ‘İlkler’ gibisi de yok aslında değil mi? Yeni deneyimler ve uzun bir sürenin ardından sonunda yapılabilen şeylerin keyfi bir ayrı oluyor. Bugün ise ben uzun bir süre ‘son’ olacak bir şey yaparak mezun oluyorum. Kep atma profesyoneli olduk artık, bakalım bundan sonra beni neler bekliyor. Heyecanlıyım, tadı damağımda. Ah kahve hazır!
Bu hafta nelerimiz var?
Z-neslinin tuzunun kuru olması ağızlardan bir süre düşmeyen bir söylemdi. Bunu 20’likte sıkça işliyoruz. Neden? Çünkü belirli ayrıcalıklara sahip olduğumuz bir dünyada, bazı zorluklar ile sıkça karşı karşıya kaldığımızı da biliyoruz. Erişim, iletişim ve bilgi çağındayız ve bu kelimelerin getirdiği tezatlar ile hayatımıza devam etmeye çalışıyoruz. Ederiz de, problem değil. Ama nasıl morali bozuk bir arkadaşa ‘amaan senin de problemin problem mi? Takma kafana.’ demek uygunsuz bir söylemse, Z-nesline de bunu tekrarlamak aynı şekilde hiç yardımcı olmayan bir yaklaşım oluyor.
Bu sene bu düşünce yapısının biraz kırıldığını görebiliyorum. Sanırım dünya çapında ekonomi o kadar kötüleşti, politika o kadar birbirine girdi ki, diğer nesiller de ‘yok bu Z’ler de zorlanıyorlar,’ cümlesini kurabildiler. Kurmasalar da olur tabii, her neslin derdi kendine sonuçta.
Üniversitedeyken final haftalarında, herkes makale yazmaktan kurumuş, gözüne 2-3 saatten fazla uyku ve vücuduna 4-5 bardaktan az kahve girmemişken arkadaşlarımla bir söylemimiz vardı: “all aboard the struggle bus!”
Yani çok kötü bir çeviri ile “çabalama otobüsü kalkıyor! Binmeyen kalmasın” gibi bir söylem oluyor. Çabalıyoruz. Bir otobüsteyiz, gidiyoruz. Kiminin daha fazla çabalaması gerekiyor, daha çok zorlandığı sınavlar oluyor. Kimi bir proje teslimi ile daha rahatça işi bitiriveriyor. Bu ayrıcalıkların farkında olarak hayatımıza devam edip, insanların problemlerini başkalarınınkiler ile karşılaştırarak küçümsememek gerekiyor sanırım.
Tamam, peki o zaman bu hafta nelerimiz var?
🔍 Cody Mehmet, Gen-Z’nin duyarlılık eğilimini üç maddede topluyor.🧂Gözde soruyor: 20’liklerin tuzu kuru mu? Cevabı da kesin: hiç sanmıyorum!İyi okumalar.
Keyifli ilklere, mutlu sonlara, devam eden güzel anlara!
Yasmin
Z Kuşağı yanlış anlaşılmaların kurbanı mı?
Snowflake midir? Değil midir?
Yazı: Cody Mehmet Çatal
Z Kuşağının çok çeşitli konulardan kolayca rahatsız olduğu ve alındığı, özellikle daha yaşlı kuşakların arasında bir alay konusu. İngilizcede bunun için bir terim de var: “snowflakes.”
Snowflakes (isim): Başkalarının ifadeleri veya eylemleri tarafından kolayca incinen veya gücenen, çok hassas biri.
Genellemelerden kaçınmak önemli bir nokta olsa da bu kuşaktaki bazı bireylerde, belirgin bir duyarlılığı gösteren eğilimler var. Bu haftaki yazımda bunun olası nedenlerini üç maddede toparlamaya çalıştım; sosyal medyanın kaçınılmaz etkisi, artan kültürel farkındalık ve kapsayıcılığın genişleyen sınırları.
Gen Z yanlış anlaşılmaların kurbanı mı yoksa her şeye kolayca alınan, teknoloji bağımlısı, sadece TikTok’ta dans eden tembel bir nesil mi?
1.Sosyal medyanın kaçınılmaz etkisi
Z Kuşağının bu duyarlılığına (kimilerine göre alınganlığına) katkıda bulunan en önemli faktörlerden birisi elbette ki sosyal medya platformlarının yaygın kullanımı. İletişim ve bilgi paylaşımı araçları olarak hizmet veren platformlarla dolu dijital bir çağda büyüyen Z Kuşağı bireyleri, önceki nesillerin hepsinden çok daha fazla birbiriyle etkileşimde. Beğenilerimize ve aksiyonlarımıza göre şekillenen ve bize görmek istediklerimizi sunan algoritmalar ağında, yakın çevremiz dışındaki yüzlerce farklı insanın hikayesini birkaç saat içerisinde izleyebiliyor, dinleyebiliyor ve empati kurabiliyoruz.
1900’lü yılların başında yaşayan ortalama bir insanın belki de birkaç yılda ancak karşılaşabileceği farklı düşünceleri birkaç saat içerisinde deneyimleyebiliyoruz. Tabi bu erişilebilirlik, arada sırada, bizim fikir ve düşüncelerimize meydan okuyan şeyleri de beraberinde getiriyor. Sosyal medya yorum tartışmaları da genellikle gerçek hayattaki konuşmaların sağladığı nüans ve bağlamdan yoksun olduğu için yanlış anlaşılmalara, böylelikle artan duygusal tepkilere yol açabiliyor. Ayrıca, geniş bir bakış açısına sürekli olarak maruz kalmak, Z Kuşağı bireylerini sosyal adalet konularına daha duyarlı hale getirerek, adaletsizlikler karşısında sessiz kalmamalarını sağlıyor. Bu sessiz kalmamalar da kimi zaman alınganlık olarak anlaşılabiliyor.
2.Artan kültürel farkındalık
Z Kuşağı, kültürel farkındalığın arttığı, kapsayıcılığın vurgulandığı ve bunun çok hızlı yayıldığı bir zamanda büyüdü. Çok erken yaşlardan itibaren ırkçılık, toplumsal cinsiyet eşitliği, sınıf ayrılığı, cinsel kimlik ve LGBTQ+ hakları gibi konuları kapsayan tartışmalara maruz kaldılar. Bu artan kültürel farkındalık, küresel ölçüde saldırgan veya duyarsız yorumlara karşı sessiz kalmamayı beraberinde getirdi. Z Kuşağı bireyleri, kapsayıcı alanları teşvik etmenin ve ayrımcı normlara meydan okumanın önemini kabul ederek, saldırgan davranışlara karşı gelme olasılığı daha yüksek olarak kendilerini geliştirdi. Bu ses çıkarma durumu da, diğer kuşaklar tarafından “alınganlık” olarak anılmaya başlandı. Ancak bu artan duyarlılığın, kapsayıcı ve eşitlikçi bir topluma katkıda bulunduğundan olumlu sonuçlar doğurduğu da atlanmamalı.
3. Kapsayıcılığın genişleyen sınırları
Z Kuşağını toplumsal kuralların değişikliğine yakından tanıklık eden ilk nesillerden biri olarak nitelendirebiliriz. Bu değişikliklerle beraber bireyselliğin önemini ve kalıplara sığmadan da topluluk olunabileceğini özgürce ifade edebilen bir nesil. Belki de genel amaçları, zararlı normları ve önyargıları sürdürmek yerine bir saygı ve anlayış kültürü geliştirmek. Daha kapsayıcı bir toplum yaratma arzusuyla, başkaları için küçük veya önemsiz görünse bile, saldırgan davranışları tespit etmekte ve dile getirmekte hızlılar. Bu dile getirişler de daha eski nesiller tarafından çoğu zaman “alınganlık” olarak anlaşılabiliyor.
Z kuşağının her şeye alındığını iddia etmek tüm konuyu biraz basitleştirmek oluyor. Tabloya geniş açıdan bakınca, bu kuşaktaki bazı bireylerin yüksek bir duyarlılık sergilemesinin geçerli nedenlerinin olduğunu gözlemleyebiliyoruz. Daha kapsayıcı ve saygılı bir toplum oluşturma arzusunu yansıttıkları için bu faktörleri anlamak da çok önemli. Bununla birlikte, farklı bakış açılarına saygı duyan uyumlu bir toplum yaratmaya çalışırken, nesiller arasında daha derin bir anlayışa ve ortak zemin bulmaya olanak tanıyan diyaloglara girmek de aynı derecede önemli. O zaman sorumuzu tekrar soralım: Gen Z yanlış anlaşılmaların kurbanı mı yoksa her şeye kolayca alınan, teknoloji bağımlısı, tembel bir nesil mi?
Z Kuşağı yanlış anlaşılmaların kurbanı mı?
Tuzumuz kuru mu? Değil mi?
Yazı: Gözde Ataç
Günümüzde 20’liklerin pek sık duyduğu “Senin tuzun kuru! “ söylemini benim merceğimden dinleyin istedim. Sahi tuzumuz kuru mu? Değilse bu kırılganlığı hangi köşeye koymalı?
Tuzu kuru olmak, TDK’ya göre ‘herhangi bir sıkıntı ya da derdi olmayan, maddi kaygısı bulunmayan’ şeklinde tanımlanır. Herhalde tanım kısmında Gen Z olarak tuzu kuru olmaktan elendiğimizi söylemek mümkün çünkü döviz kuru yaşımızı geçer olmuş.
Etrafımda çoğu zaman ben de şu cümlelerle rastlaşıyorum:
‘Bizim zamanımızda üniversiteden mezun olan mı vardı?’
‘Ben sizin yaşınızda evlenmiştim’
‘Siz bir eliniz yağda bir eliniz balda yetişiyorsunuz’
Hepsinin de sonu ‘tuzunuz kuru’ demeye geliyor. Teknoloji devrinde doğmanın pek çok avantajı olabilir, daha hızlı bir yaşam ve daha az uğraşla kazanılabilecek imkanlar olduğunu bize söyleyebilir ama bunlar tuzu kuru olmak için bence yetersiz. Gen Z olarak fırsatlar dünyasına doğduğumuz bu devirde bir şeyin yokluğundan ziyade, olup da erişilemediğini gördük. Mesela fırsatlar bizi sadece birkaç saatte okyanus ötesine taşıyabilirken, maddi yetersizliklerle buna her zaman erişemediğimizi görebiliyoruz. Gen Y’ler birer 20’lik iken euro 3 olduğunda onların yaptıkları Avrupa, Amerika gezilerine ait anılarını dinliyor ama çoğumuz günümüzde buna erişemiyoruz. Zihinlerimizi pandemiyle, yetersizliklerle bir odaya hapsetmek zorunda kaldık.
Sevgili kuşak araştırmacısı Evrim Kuran şöyle söylüyor, “Kendinden önceki kuşaktan daha az alım gücü olacak ilk nesil.” Şu an alım gücünün düşmesi, istihdamın yetersiz ve yetkin olmayan temellere dayanması ile binlerce üniversite mezunu genç, işsiz. Ekonomik ve sosyokültürel sorunların bu kadar göz ardı edilemeyecek noktaya geldiği durumda bizim de tuzumuzun kuru olma ihtimali maalesef imkânsız gibi bir şey.
Her nesil kendisinden sonra gelen nesle yaşadığı zorluklarla mücadele biçimini olanca mükemmel biçimde anlatarak ‘Biz şimdi bu koşullarda yetişsek ohoo’ diyerek yaşayamadıklarına bir nebze olsun su serpme çabasında oluyor. Şu an Gen Z’ye aktarılan bu söylemler ilerde bizlerin de daha sonraki nesillere aktarabileceğini gösteriyor. Peki biz her seferinde ‘tuzumuz kuruymuş ama…’ diyerek başladığımız ve şikâyet ettiğimiz dertlerimizi paylaştığımız kırılganlıklar mı yaşayacağız? Eminiz ki bizim olmadığı gibi bizden önceki kuşakların da tuzu kuru değildi, her nesil ve her coğrafya tarih boyunca belli zorlukları aşmak zorunda mutlaka kaldı. Biz de Gen Z olarak bu zorluklara kolektif ve onarıcı çözümler aramaya devam etsek de keyfimiz gıcır sanıldığında biraz, her nesil gibi, kırılıyoruz. Peki kırıldığını söylemek ayıp mı?
Kırılganlık, hassaslık veya bir şeye alınmış olmak hep olumsuz kavramlar gibi tanımlansa da aslında doğru ifade edildiğinde bizi büyüten duygular ve bize kendimizi başka aynalardan görme fırsatı tanır. Duyguları en saf haliyle yaşamak sanıldığı gibi zayıflık göstergesi değil, aksine bize güç verir. Aşık olmak, toplum içinde ağlamak, kahkaha atmak, duyguları en yoğun haliyle paylaşabilmek bizi besleyen, büyüten ve zihnimizi birikmiş travmalardan da uzak tutan bir eylemdir. İşte bu nedenle kitlesel ya da bireysel duygularımızı ifade etmemiz gerekiyor.
Gen Z olarak üzerimize gelindiyse kırıldık diyebilmeli, kırdıysak gönül alabilmeli ve duyguları bu denli paylaşmaktan çekinmemeliyiz. Duygular bizi yaşama bağlarken kuşaklar arasındaki anlaşmazlıkları çatışmalarla değil, sağlıklı ifade biçimleriyle çözmeliyiz. Duygu ve düşüncelerimizi ifade etmekten kaçınan ve çoğunlukla kriz anlarında don-kaç psikolojisine bürünmeye yatkın bir toplumuz. Bu durumu ise birbirimize ifade biçimlerimizi güçlendirecek köprüler inşa ederek çözebileceğimize inanıyorum. İşte bu köprüleri kurarken biz 20lik olarak hep söylüyoruz: ‘20likler ve hep 20lik kalanlar’ diye. Çünkü kuşakların ötesinde, duyguların su gibi berrak paylaşıldığı, hiçbirimizin de tuzunun yeterince kuru olmadığı ama kalplerimizin bir attığı 20likleriz!
20’likte her hafta zaman makinamızda bir yolculuğa çıkıyoruz. Amacımız: Tüm arşivimizi Substack’e taşımak. Diğer amacımız: 20’likle sonradan tanışanları eski yazılarımızla buluşturmak.
Bu hafta paylaştığımız bültenin yayın tarihi 20 Temmuz 2023. Bugün de pazartesi sabahı çıktı ama normalde her pazar saat 11.00’de sizlerle!
✨ O zaman haftaya aynı saatte diyelim mi? ✨
Şerefe!
💕 Yasmin 💕









