Kusura Bakmayın Geriden Geliyoruz
Olimpiyatlar, İspanya Flörtü ve Hokey
Selam 20’likler ve 20’lik kalanlar,
Nasılsınız? Biz iyiyiz. Off-the-grid yaşama geçmişçesine, son birkaç aydır gündemden düşmeyen konuları bugün ( yaklaşık 3-4 hafta geriden) işlemeye karar verdik. Geç mi kaldığımızı düşünüyorsunuz? Hatalısınız. Julie Andrews’ın Acemi Prenses filminde söylediği gibi “Bir kraliçe asla gecikmez, diğer herkes sadece erken gelmiştir.”
Siz erken davranmışsınız. Biz ilk biraz sindirmek, bu konularda demlenmek istedik… Ondan yani. Yerseniz.
Geç olsun da güç olmasın diyerek bu hafta nelerimiz var, paylaşıyorum.
⛸️ Merve Alysa Liu’nun erken emekliliğinden ve 2026 Kış Olimpiyatları’na dönüşünden bahsediyor.
🇪🇸 Gözde, İspanya’yla cilveleşmemiz üzerine yazıyor… Espana, tienes una sonrisa hermosa — ay ne dedik bir anda… Vallahi beklemeden içimizden çıktı…
🏒 Irmak birçoğumuzu hokey meraklısı yapan O dizi üzerine yazdı. Evet… Heated Rivalry.
Ben de Masumiyet Müzesi üzerine yazacaktım ama herkes o kadar güzel tespitler, yorumlar, analizler ve espiriler yaptı ki… Söyleyecek yeni bir şeyim olduğunu düşünmedim. Sadece bilin ki durmadan alakasız bir şekilde “merhaba poğaçacı,” diyorum. Benimle kalan tek şey bu oldu — o da diziden bile değil…
Şerefe!
Yasmin
Erken Emeklilik, Oksidan, ve Kız Neşesi
Alysa Liu’nun bize düşündürdükleri
Yazı: Merve Nur O.
2026 Kış Olimpiyatları başladı ve bitti ama biz hala etkisinden çıkabilmiş değiliz. Çocukluğumun hırs ve rekabet dolu olimpiyatlarından sonra 2026 Milano görüntüleri yaralarımı sardı. Özellikle buz patencilerin beraber eğlenmesi ve röportajlarına yansıyan alçakgönüllü “Bu benim işim, tüm karakterim olmak zorunda değil” havası profesyonel atletler açısından yeni bir dönemin başladığını işaret etti bizlere. Yarışlardaki performanslar bir yana kapanış galasındaki bazı anlar unutulmazlar listemde yerini aldı:
Kung-fu Panda kostümüyle geceye katılan Mikhail Shaidorov’a sürpriz yapıp minik panda peluşlar hediye eden Jackie Chan.
Ilia Malinin ve Adam Siao’nun beraber back flip’i.
Alysa Liu’nun buz patenine dönüşü ve Stateside performansı.
Alysa Liu bir döndü pir döndü diyebilir miyiz?
Kariyerine oldukça başarılı bir başlangıç yapan 2005 doğumlu Amerikalı patenci 2022 Beijing Kış Olimpiyatlarından sonra sürpriz bir açıklamayla kendini emekli ettiğini paylaşmıştı. Kariyerinde başarmak istediklerini başardığını, artık biraz hayatına odaklanmak istediğini söyleyip erken emeklilik anonsunu üzerimize atıvermişti. İki yıl önce ise “Back on the ice / Buza döndüm!” dedi ve bu yılki olimpiyatlarda tüm gücüyle döndüğünü gösterdi. Hem tekli performansta hem ABD takım performansıyla birer altın madalyayı kapıp evine döndü.
Biz 20’lik yazar grubu olarak bu erken emeklilikten, geri dönüşten, şeritli saç boyasından, ve kız neşesinden fena halde etkilenmiş durumdayız. 17 yaşında kendini emekli eden Alysa esasen kendini 2-3 yıl “normal bir genç” olma izni vermiş, arkadaşlarıyla gezmiş, üniversiteye başlamış, kardeşleriyle evde televizyon izlemiş. Tüm bu deneyimden bahsederken gözleri ışıldıyor. Onu izlerken spor kariyerinin ne kadar talepkar bir iş olduğunu ve Alysa’nın belki de hiçbir zaman okul çıkışı kankalarla dolaşma zevkine nail olamadığını düşünüyorum.
Bu erken emeklilik ve muhteşem geri dönüş bize büyümenin güzelliğini de gösteriyor. Bu sene yarışmada kendinden emin ve ne istediğini çok iyi bilen bir Alysa görüyoruz. Buza dönerken çok net bir şart koymuş: Kareografide, müzikte, kostümlerde, ve çalışma rutininde söz sahibi olmak. Adeta kendi hayatını yeniden ele geçirmiş Alysa ve bunun etkisi performansında çok net şekilde görülüyor. Kareografisinde daha önce görülmemiş bir canlılık var, en zor hareketleri bile rahatça icra ediyor. Rahatlığı pist dışında da görülüyor, diğer sporcuların puanları verilirken onlara sarılmasından, podyumda verdiği pozlardan bile aslında Alysa’nın yıllardır sporculara pompalanan rekabetçi ekolden çıktığını görüyoruz.
Kız neşesi tam da böyle bir şey işte! Sana dayatılanlara rağmen kendini bulmak, rakibin olarak görülen insanlara da dostça yaklaşmak, saçını şerit şerit sarıya boyamak, ve bulunduğun her yere o kendine özgü halini getirmek. Alysa’ya sadece hoşgeldin demiyorum, ayrıca iyi ki gitmişsin be kızım diyorum. Herkes bazen küçük bir araya ihtiyaç duyar.
Kalkın Gidiyoruz. Hola Espana!
İspanya’yla aramızdaki beklenmedik flört
Yazı: Gözde Ataç
Yeni yıla güzel dileklerle başlayıp yine savaşların içinde uyandık, bir yanda bizi 100 yıl geriye götüren savaşlar bir yanda teknofeodal yöneticilerin savaşları dünya adeta yangın yerine dönmeye devam ediyor. Antroposen çağın korkunç getirileri içinde Grönland’tan Avusturalya’ya herkes savaşta safını tutmak zorunda bırakılmışken canım Türkiyemizin mizahşör ustaları, Gen Z’nin klavye üstadları ekran başında yerini alıp İspanya ile flörtleşmeye başladı. Durum öyle bir hal aldı ki can Azerbaycan biraz kıskançlık yapıp Ali Rıza Bey modunda bize editler göndermeye başladı.
Bu yakınlığın aslına kısaca değinecek olursak 4 Mart’ta İran’dan gelen bir füze, Hatay’da NATO tarafından müdahale edilerek etkisiz hale getirilmişti. Sosyal medya platformlarında kısa sürede müdahalenin İspanya tarafından gerçekleştirildiği ve Türk halkının teşekkür adına İspanya’ya sunduğu mizahi övgüler paylaşılmaya başlandı. İspanya Başbakanı Pedro Sánchez’in savaşa karşı duruşu ve 6 Şubat depreminde İspanya’nın yardımları da hatırlanınca aramızda farklı bir yoldaşlık ortaya çıktı.
Bizim bu samimi mizah anlayışımıza sıcak denizlerin etkisi olacak ki İspanya halkından da hemen karşılık gelmeye başladı.
Sosyal medya üzerinde bir anda trend topic olan mizahi paylaşımlar İspanyol ve Türk medyasının da dikkatini çekti, ana haber bültenlerinde ülkeler birbirine samimi dileklerini iletmeye başladı. Durum öyle bir hale geldi ki Türkiye için vize süreçlerinin kolaylaştırılması adına kampanya başlatanlar bile oldu, e hal böyle olunca dünya basını da ayaklandı ve savaş sırasında bu iki ülke arasında neler oluyor diye sormaya başladı.
Herkesin dikkatini çeken, savaşın ortasında bir nebze olsun umut olan bu dostluk paylaşımlarının temelinde ne vardı peki? Arda Turan bankı dışında Türkiye’nin hatırlamadığı İspanya ile dostluğumuz acaba daha eski kökenlerde buluşmuş olabilir miydi?
Her iki kültürde de aileye verilen önemin ve manevi duyguların yüksek oluşu, sosyal bir yaşam kültürü ve benzer misafirperverlik anlayışları, uzun uzun sofralar etrafında farklı coğrafi lezzetlerle buluşuluyor olması ve futbol tutkusu bizi birbirimize bağlayan bilinen bazı temalar olsa da mizahın da en saf haliyle bizi buluşturduğunu gördük.
Savaşların ortasında direnmek, haklarımızı aramak, aramızda olmayanlar için çabalamak gibi dertlerin içinde boğulurken bir an olsun sevginin ve gülümsemenin insanlar — hatta ülkeler arasında yer alan duvarları ne çabuk erittiğini gördük. Umalım bu mizah hepimizi güle güle daha mutlu yarınlara götürsün…
Benim Bura Afet Yeri: Heated Rivalry
Buzda donmak üzeresin, yarışmak tatlı geliyor ama yanıyorsun farkında değilsin.
Yazı: Irmak
Merhaba sevgili 20’likler, nasılsınız? Bir süredir görüşemedik, inanın burayı çok özledim ve bu özlemi biraz queer joy ile gidermeye geldim. Joy derken, Heated Rivalry izlerken hissettiğim şeyden bahsediyorum. Evet, bugün en işsiz günlerimi aydınlatırken tansiyonumu yükselten bu şovdan bahsedeceğiz. Yalnız değilim, biliyorum.
Heated Rivalry, Rachel Reid’in buz hokeyi oyuncuları arasındaki ilişkileri anlatan Game Changers serisinin ikinci kitabı ve bir süre önce dizi uyarlamasıyla izleyiciyle buluştu. Eminim ki bunları yazmama bile gerek yok; sosyal medyada adeta bir kasırga yarattı ve üzerine epey içerik üretildi. Yine de ben anlatacağım, sanal kalemimin kuruma sorunu yok ne de olsa.
Dizide Ilya Rozanov ve Shane Hollander’ın rekabetten sekse, seksten aşka (ikisini böyle ayırabilir miyim emin değilim) uzanan yolculuğuna şahit oluyoruz. Buz pistinin vazgeçilmezi bu iki oyuncu, dışarıdan bakınca ezeli rakipler. İçerisi ise biraz karışık. İlk bölümde Hollander’ın Rozanov’un yanına yaklaşıp maç için iyi şanslar dilemesiyle ilk temaslarına tanık oluyoruz. Fazla geçmeden aralarındaki tansiyon arşa çıkıyor. Tabii bizim de.
İlerleyen bölümlerde birbirlerine soyadlarıyla hitap etmekten isimle hitap etmeye geçişlerini ve cinsel çekimin ötesinde daha kırılgan bir duyguyla çevrelenmelerini (ve bunu reddedişi) görüyoruz. Sonunda da içlerinde bastırdıkları homofobinin ve korkuların yerini birbirlerini kucaklamaya bırakışına şahit oluyoruz. Dizi boyunca bu ikilinin yarattığı görsel şölen malumunuz ama peki bu yapım neden bu kadar sevildi?
Alışılagelmiş romantik filmlerde genelde fazlasıyla teatral ve gerçek dışı sayılabilecek anlar çıkar karşımıza. Bunların dışında da erkek karakterlerden pek de duygusallık göremeyiz. Oysa romantizme geçişin kendisi, duyguların insanın içindeki en hassas duvarlara çarpa çarpa dışarı çıkışı (ya da çıkamayışı) pek de kendine yer bulmaz. Burada ise tam olarak bu geçişi görüyoruz. Üstüne karakterler hem maskülen hem de duygusal bir şekilde portre edilebilmiş. Ilya muhteşem kasları ve Slav bir arkadaşımın dediğine göre aşırı Slavik “erkek” jestleriyle var olurken, iç dünyasındaki yaraları görebiliyoruz mesela. Yapım bunları bir anda kucağımıza da vermiyor; pişiriyor, pişiriyor, pişiriyor… Hem karakterlerin hem de ilişkilerinin dönüşümüne beraber şahit oluyoruz. Duygularını gösterebilen erkeklere hasrettik belki de. Öyle ki, Ilya’nın Rusça monoloğunun olduğu bölüme altyazılı erişememem ve dolayısıyla tek kelime anlamamama rağmen anlatmak istediğini anlayabilmiştim.
Bir diğer gerçekçilik de Shane’in göze sokulmayan, karikatürize edilmeyen, çok alttan ve çok gerçek resmedilmiş (olası) nöroçeşitliliğinde. Sanırım spektrumda olabilecek bir karakteri “otizm” diye etiketlemeden bu kadar iyi yansıtan başka bir yapım bilmiyorum. Shane’in mesajlarındaki düzlüğü ve literal iletişimi, rutine bağlılığı —mesela istisnasız yatağa girmeden kıyafetlerini muazzam katlayışı— ve aldığı her bira yudumundan sonra ağzını silişi belki de sadece kendinden bilenlerin anlayabileceği kadar alttan ama çok gerçek bir spektrum temsili sunuyor.
Son olarak oyuncuları da övmeden geçemeyeceğim. Ilya Rozanov’u oynayan oyuncu Conner Storrie’nin gerçek hayatta tabiri caizse babygirl olduğunu görmek ve Rus aksanı olmadan onu dinlemek, “bu bambaşka biri” dedirtiyor insana. Aynı şekilde Shane Hollander’ı oynayan Hudson Williams’ın gerçek hayattaki main character enerjisi, dizideki çekingen ve naif halinin neredeyse zıttı sanki. “Bir tanesini seçecek olsanız hangisini seçerdiniz?” sorusunun cevabının dizide ve gerçekte değişmesine ne demeli?
Evet, Heated Rivalry gerçekten de içimizi ısıttı. Yazımı Haklılık Payı aramama gerek yok sanırım bu konuda diyerek bitirmek istiyorum. E bazen insanın canı queer koca çekiyor…
🍿 Bu hafta üzerinden bir tık geçmiş ama bizim hala üzerine düşündüğümüz pop kültür-sel olaylar üzerine yazdık.
🥱Haftaya hep birlikte sıkılıyoruz — en iyi anlamda. Umuyorum.
💌Çevrimiçi rakı soframız olan 20’liğin Instagram hesabını buradan takip edebilirsiniz. Artık TikTok’umuz da var, bekleriz.
💬Bu sayımızla ilgili yorumlarınızı, düşüncelerinizi bekliyoruz! Aşağıda buluşalım.
✨ O zaman haftaya aynı saatte diyelim mi? ✨
Şerefe!
💕 Yasmin 💕

















