Listelerimi Listelemek için Listelerim Var
Bu da böyle bir zevk…
Selam 20’likler ve 20’lik kalanlar,
Nabersiniz? Bu hafta Instagram’da sizleri bölen bir konu ile karşınızdayız. Listeler. Evet, Serra’nın üzerine yazdığı ‘dating spreadsheet’ konusu sizleri sinirlendirdi, düşündürdü, mutlu etti. Kısacası bu yazıyla ilgili fazla duygu gözlemledim, daha da deşelim istedim.
Tam o sıralarda Cody Mehmet de listelerle ilgili bir yazı yazmak istedi. Bunu temalaştırdık bülten yaptık.
Ben liste insanıyım. Gelişmek istediğim konuların, günlük/aylık/yıllık yapacaklarımın, izleyeceklerimin, okuyacaklarımın, okuduklarımın, aldıklarımın, gezdiğim yerlerin ve daha nicelerinin listesini çıkarmayı seviyorum. Hem de çok. Beni rahatlatıyor, mutlu ediyor. Liste yapmamın üç nedeni var:
Unutacağımı düşündüklerimin kaydını almak; gezdiğim yerler, şarkılar, bitirdiğim kitaplar, duyduğum sözler, satın aldığım şeyler, gittiğim restoranlar bu listeye giriyor.
Tamamladım diyebilmek. Sanırım hala analog ajanda ( yani defter) tutmamın en büyük nedenlerinden biri Muji 0.5 uçlu kalemim ( evet, bu kadar spesifik ama bazen tabii ki değişiyor) ile tamamladığım şeylerin üzerini çizebilmek.
Kafama taktığım bir konunun ele alındığını ve üzerine çalışılacağını kendime kanıtlamak. Bu ne olabilir? Mesela bu aralar saç köklerimin sağlığına ve selülitle taktım. Kendime haftalık saç bakımı listeleri ve selülitle baş etme ( ki bu çok doğal bir şey, her kadında var ve olması çok okey ama işte insan kendinde bazı şeylere takıyor) egzersizleri çıkarıyorum. Neden? Kafama taktığım bir şeyle ilgileneceğimi belirtmek için.
Bununla beraber ağladığım yerler, regl olmadan önce hissettiklerim gibi daha espiriyle karışık kendimi tanımama yardımcı olan listeler de var. Onlar bilgisayarımda, arada bakıyor ve dolduruyorum.
‘Bu kız manyak mı?’ diye sormaya başladınız mı? Belki… Ama neyse, günümün belki 10 dakikasını alan bu listeleme bana haftalık bir tatmin veriyor. Çok fazla projesi, planı ve merakı olan biri olduğum için de bu sistem işimi görüyor. Herkes için değil tabii ki.
Neyse benimle ilgili yeni bir şey öğrendiğinize göre, başka listeleme sevdalıları ile tanışalım mı? Hadi bakalım.
Bu hafta nelerimiz var ( yine bir liste)?
✍️Cody Mehmet, liste yapmanın neden bize iyi geldiği üzerine yazıyor.📋Batuhan, hepimizden daha çok liste yapan biri sanırım. Kendi listelerini bizimle paylaşıyor. Artıran varsa, yorumlarda buluşalım.👩🔬Irmak, "müthiş varış noktalarına"odaklanıyor.Güzel okumalar!
Yasmin
Hayatı “Tik”lemek Kaosu Kontrol Etme Sanatı mı?
“Tamamdır tatlım, bu dosya kapandı, rahatla”
Yazı: Cody Mehmet Çatal
Geçtiğimiz günlerde 20’lik Whatsapp grubunun iki erkeği ben ve Batuhan’a bir soru yöneltildi: “Dating listesi yaptınız mı, yaptıysanız ya da yapsaydınız neye dikkat ederdiniz?”
O an Summer I Turned Pretty dizisinin başrolü Lola Tung’a bir röportajda sorulan soruya verdiği tepkinin aynısını verdim: “Oh my goodness, I love this question…”
Çünkü liste oluşturmak benim hayatımın vazgeçilmezlerinden. Bu zamana kadar ağladığım yerlerin listesinden, date yaptığım kişilerin listesine, seyahat ve market listelerinden, çocuğuma ASLA koymayacağım isimler ya da yeni yılda elde etmek istediğim rutinler listesine, telefonumdaki notlar uygulaması, ajandalarım, not defterlerim, evin belli yerlerinde bulunan yapışkanlı not kağıtları bu listelerle dolu. Whatsapp grubunda benimle aynı seviyede liste bağımlıları olduğunu da fark edince bu haftanın konusu listeler kucağımıza düşmüş oldu.
Aklımda cevaplamayı planladığım soru da şekillenmeye başladı: Acaba listeler, hayatımızın kontrol panelini elimizde tuttuğumuza dair kendimize söylediğimiz tatlı bir yalan mı? Yoksa o maddelerin üzerini çizmek, modern dünyada hayatta kaldığımızın tek kanıtı mı? Neden bazılarımız listelere bu kadar takıntılıyız? Neden bazılarımız için “yapılacaklar listesi” hazırlamak, yapılacak işin kendisinden daha tatmin edici?
Bunun cevabı için biraz araştırma yaptım (ve hayır, sadece TikTok’ta değil, bazen öğrenmek istediklerim için TikTok dışında mecraları da kullanıyorum) ve kendi deneyimlerimle harmanladım.
İşte liste yapma bağımlılığımızın ardındaki o büyüleyici nedenler, tabii ki liste halinde:
Beynimizdeki O “Tamamlanmamış İş” Seslerini Susturmak: Bilim insanları buna “Zeigarnik Etkisi” diyor. Ben buna “beynindeki o susmak bilmeyen iç ses” diyorum. Psikolog Bluma Zeigarnik’e göre, beynimiz tamamlanmamış işleri unutmuyor, onları bize sürekli hatırlatıp duruyor. Bir şeyi listeye yazıp sonra üzerini çizdiğimizde, beynimize “Tamamdır tatlım, bu dosya kapandı, rahatla” sinyalini gönderiyoruz. Yani o listeler, aslında zihinsel sessizliğimizin anahtarı haline geliyor. Özellikle iç sesi ile sürekli bir muhabbet halinde olan kişiler için harika bir kaçış sağlıyor.
Dopamin Bağımlılığıyla Savaş: O küçücük kutucuğa tik atmak, notlar uygulamasında yazının soluklaşması ya da bir maddenin üzerini karalamak beynimizde minik havai fişekler patlatıyor. Her bir çizik, beynin ödül merkezini tetikleyip dopamin salgılıyor. Marketten sadece süt almış olsan bile, onu listeden sildiğinde kendini bir işi tamamlamış gibi hissediyorsun. Üstelik beyniminiz inanılmaz derecede uyarıldığı, odak süremizin azaldığı, yaptığımız işlerden zevk alamamaya başladığımız şu sosyal medya çağında bu küçük görevler, minik mutlulukların en ucuz ve en etkili yolu haline geliyor.
Kaosu Kontrol Altına Almaya Çalışmak: Hayat belirsiz. Yarın ne olacağını hiçbirimiz bilmiyoruz. Ama bir liste yaptığımızda, geleceği bir kağıda hapsedip çerçevelemiş gibi hissediyoruz. “Bugün Yapılacaklar Listesi” hazırlamak aslında kaderle pazarlık yapmanın modern bir yolu haline geliyor. Sanki evrene, “Bak, planım bu, lütfen sürpriz yapma” diyoruz. Ve işin en ironik yanı, evren genellikle planlarımıza gülüp geçse de, o maddeleri alt alta sıralamak bize direksiyonda olduğumuzun o tatlı güven hissini veriyor. Araba aslında boşta yokuş aşağı gidiyor olsa bile…
Geçmişi Hissetme İhtiyacı: Listeler sadece iş için değildir, duygularımız için de birer sığınak gibi. Sadece üretken olmak için değil, hissetmek için de liste yapıyor bazılarımız. Örneğin daha önceleri hazırladığım ve ara ara güncellediğim “Bu zamana kadar ağladığım yerler ve puanları” listesi ya da “Date yaptığım kişilerin özellikleri” listesi… İsimlerin yanına koyduğumuz o küçük notlar, aslında geçmişimizle de bir yüzleşme şekli ve geleceği şekillendirmemize yardımcı adımlar haline geliyor.
Kısacası listeler, hayatın akıp giden karmaşasına karşı diktiğimiz minik kontrol noktaları gibi. Bazen üretkenlik için, bazen sadece delirmemek için, bazen düzen elde etmek için, bazen nasıl hissettiğimizi unutmamak için…
Bu yazıyı yazarken çalışma masamın üzerinden ayırmadığım birkaç maddelik listenin son maddesi gözüme ilişti: “Kendini olduğun gibi sev.” Bu listenin üzerini hiç çizmiyorum. Çünkü bazı listeler, bir ömür boyu sürecek bir planın parçasıdır, tamamlanacak bir görev değil.
Mütemadiyen Kaydediyorum
Hayatın her noktasını listelemek üzerine…
Yazı: Batuhan Akkuş
Sanıyorum verimli yaşama ve kendimi geliştirme hevesim, mühendislik bakış açım ile birleşince, hayatımı bir tür projeymiş gibi yönetmeme sebep oluyor. Bundandır ki elim hep liste, tablo ve olayları belgelemeye gidiyor.
20’li yaşlarımın başından itibaren farklı alanlarla aynı anda ilgilendiğim için hepsine yetecek zaman ve motivasyonu bulmakta güçlük çekiyordum. Çareyi önce telefonumdaki takvimi aktif kullanmakta buldum. Üniversitedeki sınav ve ödevlerin son teslim tarihleri gibi önemli zamanları işaretledim. Arkadaş ortamımdaki sessiz dertlerden bir tanesi, ayarlanan randevulara sanki hiç var olmamış gibi davranılması ve tüm taraflarca görmezden gelinmesiydi.
Bunu engellemek için tüm randevularımı da takvimime kaydetmeye başladım. Mümkünse karşı tarafın takvimine davetiye gönderiyordum.
“Kanka bir gün kesin görüşelim bak,” cümlesi artık geçiştirme özelliğini yitirmişti. Uzun süre görüşmediğimi fark ettiğim arkadaşlarımla buluşma ayarlıyor, olmadı arıyordum. Buluşmaları ve aramaları takip ettiğim bir liste verimli gelmediği için bu kısmı daha çok özlem duyguma bırakmıştım. Katıldığım kültürel etkinliklere geniş açıdan bakınca seyrekliği beni rahatsız etti.
Hem sıklığını arttırmak hem de kendime anı kalması açısından katıldığım tüm kültürel, sportif ve sanatsal etkinlikleri bir tabloda listelemeye başladım. Bu şekilde katıldığım etkinliklerin sayısını takip edebiliyor ve yenilerini eklemem için bana yol gösteriyordu.
Geçmişe dönüp baktığımda neden bu kadar çok Can Bonomo konserine gittiğimin cevabını hala veremiyorum. Tabii hepsini takvimime de kaydediyordum. Şimdiye kadarki süreçte hem eğitimime hem sosyal ilişkilerime hem de kültürel yönüme ihtiyaç duyduğum zamanı ayırabilecek sistemi geliştirmiştim.
Şimdiyse sıra tüm bu giderlerin karşılanması ve geleceğe finansman sağlamaktaydı.
Kariyerime başladığım ilk aydan itibaren gelirlerimi TL ve USD para birimlerinde kaydediyordum. Baktım bu yeterli bilgi sağlamıyor, mevcut paramı da yazmaya başladım. Durur muyum? Sonrasında yapıştırdım sabit giderler, hisseler, fonlar, emtialar derken Excel sayfaları dolusu listelerim ve tablolarım oldu.
En güzel yanları ise onların grafiklerini çizdirmek. Veriden bilgi çıkarmaya bayılıyorum. İşin tasarruf ve birikim kısmından çok sanki veri çıksın da kaydedeyim, bakayım ne olmuş diye oturuyordum bilgisayarımın başına.
Bilgisayarda en çok vakit geçirdiğim platform şüphesiz YouTube’dur. 30’dan fazla video listem ile her daim ortamlara hazırım. Bir arkadaşıma çok az izlenmiş ama efsane olması gereken bir video mu göstermem gerekiyor? İşte geliyor! Evde iş yaparken bir yandan da konserde mi olmak istiyorum? Ahan da ordayım! ABD’deki süpersonik üniversitelerdeki dersleri izleyip kafamı mı yakmak istiyorum? iPad ve kaleminiz hazırsa dersimiz başlıyor! Hayatımdaki her bir durumu tespit edip izleme listesini başlatıyorum.
Benzer bir durum müzik listelerinde de var. Hayatımı önce bir süre analiz ediyorum. Eksik duyguyu tespit ettikten sonra onu çağrıştıran bir liste başlatıyorum ve her bir şarkıyı dinlerken uzunca bir süre değerlendirmeye alıyorum. Eğer o duyguyu bariz bir şekilde bende uyandırırsa listeye girmeye hak kazanıyor kerata. Sonrasındaysa o duyguyu istediğimde,
tek tıkla sorunsuz şekilde kendimi listemin kollarına bırakıyorum.
Listelerden bahsederken fotoğraf arşivimi atlamak istemem. Önemini anlatmak için tüm fotoğraf, video ve diğer dijital dosyalarımın iki farklı şehirde toplam 3 yedeklerinin olduğunu söylemem yeterlidir sanırım. Madem arşivliyoruz, saklayalım bari. Genel arşiv hiyerarşim sırasıyla; yıl, şehir, özel etkinlik ve dosya türüdür. En az listeler kadar detaylı çalışılması gereken bir alandır. Bir video bin listeye eş değer olabilir. Örneğin 2013 yılından beri düzenli yılda birkaç kere kaydettiğim hayat güncellemeleri videolarım. 80 yaşımı görürsem oturur izlerim. Özel günlerde arkadaşlarım ile kaydettiğim videolar da oldukça fazla. Klasörleme mantığı bir kere oturduğunda saniyeler içinde istediğim dosyaya erişebiliyorum. Hangi
hard diskte ne olduğunu bulmak için ise ayrı bir Excel dosyası ve bir bilgisayar programı kullanıyorum.
Arkadaşlarımla olduğum gezi videolar, komik videolar veya kısa film denemelerini izlemekten zevk alıyorum. Şimdiye kadar yaşadığım anlar arasında zaman yolculuğu yapmama imkan tanıyor.
Yazıma gelebilecek bazı eleştirileri önden cevaplamak adına bir kamu bilgilendirmesi geçmek isterim.
Bu kayıtlar esnasında hiçbir anıya zarar verilmemiştir. Tüm anların keyfi çıkarılmıştır. Bazı dost meclislerini video yerine ses kaydı alıyordum. Telefonun çekmediği metro yolculuklarımda dinliyor, tekrar gülüyordum. O zamanlar telefonum 16 GB olduğu için pek müzik indiremiyordum. Daha sonra bu kayıtları yayınlamayı düşündüm fakat kişisel bilgilerin paramparça edildiği o muhabbetleri bazı etik endişelerden dolayı yayınlamamaya karar vermiştim. Tam da o zamanlarda karar verdim 20’li Yaşlar Podcast’e başlamaya. Kontrollü bir ortamda kaydedilmiş aynı o tadı veren sohbetler olacaktı. Hem benim için hem arkadaşlarım için hem de dinleyiciler için zamanda gezinebilecekleri kayıtlar olacaktı.
Örneğin bölüm kaydettiğim arkadaşım (Arda) ile ortak arkadaşımız (Sefa), evinde bu bölümü dinlemek için özel bir gece ayırıyor ve üzüm suyu ile dinliyor. Sonrasında telefon ediyor görüşüyoruz.
İş arkadaşlarım dahil bahsettiğimiz konular hakkındaki fikirlerini yüz yüze geldiğimiz anlatıyorlar. Benim podcastten söylediğim ve onların yüz yüze cevapladıkları farklı bir tür iletişime de başladık. Eski bir bölüme referans verdikleri de oluyor beni eleştirdikleri de. Mesela siz de dilerseniz şu an pandeminin ilk haftalarında atıp tutmaya başlayan üniversite öğrencilerinin masasına oturup 5 yıl boyunca onlara eşlik edebilirsiniz. Biraz mizah, biraz sohbet ve en çok da anı istifçiliğim bu şekilde başladı.
20’liklere 30 Gün MUBI Üyeliği Hediye!
Arkadaşlarınıza da atabilirsiniz <3
MUBI ile yeni işbirliğimiz kapsamında Birlikte On Yılbaşı’nı beraber izliyoruz. Ama öyle kuru kuru ‘hadi beraber izleyelim,’ demek olmaz. Bu diziyi beraber deneyimleyebilmemiz için MUBI, 20’likle anlaşması süresince 20’lik okurlarına 30 gün MUBI hediye ediyor. Hem diziyi, hem MUBI’yi denemek isteyenleri buraya alalım. Dün üçüncü bölüm çıktı!
Mükemmel anı beklemek: Doktor derdime bul bir çare
Ona başlayamıyorum, yaz bi’ reçete.
Yazı: DOKTOR Irmak
Merhaba sevgili 20’likler, nasılsınız? Bayadır görüşemiyoruz çünkü doktor olmakla meşguldüm. Sonunda boyumdan büyük bir kağıda Latince yazılmış ünvanımla baş başayım. Nasıl mı hissediyorum? Aynı.
Bu bültenin konusu listeler, evet; ama bazen yapacağımız ya da yapmak istediğimiz şeyleri uydurduğumuz bir deadline’a göre sıralayabiliyoruz. Bugün biraz bunun hakkında konuşmak isterim izninizle. “Ne uydurması, ne deadline’ı?” diyorsanız, gelin anlatayım.
Yaklaşık 5 yıldır gün sayarken, yapmam gereken veya yapmak istediğim birçok şeyi “doktoradan sonra” dediğim, tamamen kendi ellerimle yarattığım o müthiş varış noktasına attım. Evet, bir şeylere başlamak için o mükemmel anı bekleme gafletinin bayrak taşıyıcısı oldum adeta. Diyete girmek için pazartesiyi beklemek gibi. Ayın ilk gününün pazartesiye denk gelmesine sevinmenin kardeşi. “Şu da geçsin, o zaman başlayacağım.” “Şu da geçsin, o zaman başlayacağım.” “Ya, şu da geçs…”
Bu mükemmellik sosuna bandırılmış ertelemeciliğin aslında kocaman bir yanılsama olduğunu belki içten içe biliyordum. Artık eminim. Eğer o çok sevdiğiniz şeyi almak, o hep istediğiniz yeni şeyi öğrenmek veya yeni bir yere taşınmak istiyorsanız ama mükemmel anın gelmesini bekliyorsanız, doktorunuz olarak söyleyeyim: mükemmel an diye bir şey yokmuş. Bu bittiğinde şu, şu bittiğinde o başlayacak ve hiçbir zaman “o mükemmel, başka hiçbir sorumluluğun gölgesinde olmayan” an gelmeyecek. Çünkü öyle bir an yok. Hep başka bir meşgale olacak hayatımızda. Yaşadığımız sürece tabii.
İşte ben de kafamda uydurduğum bu varış noktasına geldiğimde, yaşamı ne kadar bekletmeye çalıştığımı fark ettim. Yaşam beklemiyordu oysaki. Bekleyen bendim; yaşamak için bir izin, bir hak etme bekliyordum. Sanki o anı kopardığımda başka hiçbir sorumluluğum olmayacak, hayat durduğu yerde beni bekliyor olacakmış gibi. Oysa hayat akıp gidiyor, yarının bugünden daha iyi olacağına dair bir kanıt da yok. Depresif bir yerden söylemiyorum ama çoğu zaman geleceğin şimdiden daha iyi olacağına dair bir yanılsama içindeyiz. Bunu beklemeye gerek yok, diyorum.
Kendi uydurduğum varış noktasında elimde kalanları söyleyerek bitireyim o zaman. Önümde taşınmak, vatandaşlık sınavına girmek, sağlıklı beslenmek, spor yapmak ve yazıp çizmeye geri dönmek gibi kocaman bir liste var. Ve hepsini tekte yapabileceğini zannetmiş koca bir ben. Siz benim gibi olmayın.
Not: Demir eksikliğim varmış. Haplarımı düzenli kullanmak için yeni evime taşınmayı bekliyorum tabii ki…
✍️ Evet biz bu hafta listeler üzerine yazdık.
🫑 Haftaya buzdolaplarına giriyoruz. Şimdilik bu kadar bilmeniz yeterli…
🌟20’liğin Instagram hesabını buradan takip edebilirsiniz. Artık TikTok’umuz da var, bekleriz.
✨ O zaman haftaya _benzer_ bir saatte görüşmek üzere diyelim mi? ✨
Şerefe!
Yasmin




















bu kadar çok liste seviyorsak goodreads'te 20lik kitap listesi mi yapsak? Kitap kulubu de olur:):)
o kadar ben ki...