Omuzları Düşürmüyor, Boynumuzu Eğmiyoruz
8 Mart ve gözlerimizin ışıltısı üzerine
Selam sevgili 20’likler ve 20’lik kalanlar,
Nasılsınız? Bir 8 Mart gününe daha yaklaşıyoruz. Yine gergin, yine buruğuz. Yine gözlerimiz gündemden eksilmeyen taciz ve cinayet haberlerini okuyor. 8 Mart’ların öfke dozunun düştüğü, kutlama dozunun arttığı günleri görmenin umudu ile yaşıyorum. Ancak şimdilik öfkemizi bir araya gelerek, paylaşarak, dayanışma içerisinde devam ettirmemiz gerekiyor. Gerekiyor çünkü laftan anlamayan, eşitliğe kulak asmayan, kadın ya da azınlık üzerine tahakküm kurmayı görev edinmiş insanlarla yollarımız durmadan kesişiyor.
Eminim kesişmediği günler de olur. O zamana kadar biz beraber kutlamaya, öfkemizin yönünü şaşırmadan, birbirimize kenetlenmeye devam edeceğiz. En temelinde, kimsenin boynumuzu eğmesine, gözümüzdeki ışıltıyı söndürmesine izin vermeyeceğiz.
Çok güzeliz, iyi ki varız.
Yasmin
Hoop Omuzlar Yukarı
Sen, ben, biz… Yalnız değiliz. Ve birlikte çok güzeliz.
Yazı: Günseli Ozdemir
“Kadın olmak.” Şu iki kelime yan yana gelince bile insanın önce derin bir nefes alası gelmiyor mu? Ekleyelim hemen önüne genç, hamile, çalışan, evli, bekar, yaşlı, ortayaşlı, menopoza girmiş ve daha nice kelimeyi, şimdi daha da karmaşık oldu mu? Kadınlar olarak hayatımız boyunca çeşitli kelimeler üzerinden kalıplara konularak uğradığımız çeşitli ayrımcılıklara karşı mücadele ediyoruz. Mücadele ettiğimiz cephelerin sayısının çokluğunu herhalde söylememe gerek yoktur.
Yakın zamanda okuduğum Saç Örgüsü’nde geçen şu cümle içime işledi: “Biyolojik saatimle kariyerimin zirvesi aynı döneme denk gelmişti.” Kadınlar olarak zamanla bir satranç tahtasına oturduğumuzu idrak ettiğimden beri bu cümle zihnimde yankılanıyor.
Nasıl Olunur?’un Banu Çiftçi ile yapılan bölümünde Nilay Örnek, bir arkadaşının “Eğer menopoz erkeklerin başına gelseydi, şimdiye kadar çoktan çözüm bulmuşlardı,” dediğini aktarıyor. Banu Çiftçi ise prostat kanseri üzerine onlarca çalışma varken menopoz üzerine yapılan araştırmaların hâlâ son derece sınırlı olduğunu ekliyordu. Oysa menopoz, bir kadının yaşam kalitesinde ciddi bir yer kaplıyor ve elbette “sıcak basması” klişesinden ibaret değil.
Bekarsanız ve belli bir yaşa gelmişseniz, insanlar gizliden gizliye yaşınızı sizin yerinize hesaplar; “Bak, zaman geçiyor…” imalarına maruz kalırsınız. Evlenmeniz yetmez, sırada çocuk sorusu vardır. İşinizi çok sevmeniz ve birçok işe koşturmanız, hak ettiğiniz maaşı alacağınız anlamına gelmez; çünkü malum, siz “keyfinize” çalışıyorsunuzdur. Evi geçindirmekle yükümlü olan başkaları vardır ve yüksek maaşı onlar hak eder.
Siyasette kadının yerine hiç girmiyorum bile. Her yanımız savaşla çevriliyken kadınların ve çocukların özellikle hedef alınması, tarih boyunca insanlığa sığmayacak işkencelere maruz bırakılması hangi cümleyle ifade edilebilir?
Üst yönetimlerin büyük çoğunluğunun erkek olması, son kararın onlara ait olması ve kimi zaman vermedikleri değeri veriyormuş gibi yapmaları trajikomik bir tablo ortaya koyuyor.
Dürüst olmak gerekirse 8 Mart’ın çoğunlukla beyaz yakalı kadınlar üzerinden anlatılmasını da eksik buluyorum. Köylü kadınlar, ev hanımları… Onlar bu konuşmada neredeler? Her geçen gün sokakta daha güvensiz hissediyor oluşumuz; belirli bir saatten sonra tek başımıza eve dönerken adımlarımızın hızlanması, aynı sokakta başka bir kadın görünce içimize serpilen o su… Bunlar hepimizin ortak yarası değil mi?
Modern Kadın dizisini izlerken, o dönem içinde bulunduğum ruh hâli nedeniyle bazı sahnelere belki fazla anlam yükledim. Ama “kadınlar çiçektir” cümlesinin dizide bu kadar isabetli yerlere yerleştirilip güçlü göndermelerle eleştirilmesini çok sevmiştim. Her ruh hâli değişimimizin PMS’e bağlanması ve “narin çiçekler” olarak konumlandırılmamız sizce ne zaman biter?
Geçenlerde okuduğum bir makalede işçi tulumlarının, baretlerin ve iş güvenliği ekipmanlarının çoğunlukla erkek bedenine göre tasarlandığı; kadınların bu yüzden yaşadığı sorunlardan söz ediliyordu. Makaleyi okuyunca, bunu daha önce neden hiç düşünmediğimi sorguladım.
Çocukluk fotoğraflarında babasının küçültülmüş versiyonu gibi görünen biri için bugünlerde epey süslü sayılırım. O yıllarda babamla vakit geçirmek en sevdiğim şeydi. Beni her pazar atölyemize götürürdü. Kareli gömlekleri, tahta kalemleri, sunta keserken giydiği tulumu, çay bardağını tutuşu, araba sürüşü… Hepsini dikkatle izler, babamın aynısı olmak isterdim. Bir ara, babamın kareli gömleklerinin aynısını bulamadık diye kıyameti kopardığımı bilirim. En sonunda babam mağazaların altını üstüne getirip bana erkek çocuk reyonundan hayalimdeki kareli gömleklerden almıştı.
Böyle bir çocukluk geçirince “o erkek işi” gibi cümlelere çok erken yaşta “yoo, öyle bir şey yok,” demeye başladım. Konuşkan ve eleştirel bir çocuktum. Annem ise hep, “sus kızım, öyle deme. Nazik ol, uslu dur,” diye tembihlerdi. Bir yanım babasının kopyası olmak isteyen kareli gömlekli, tulumlu asi bir ruh; diğer yanım nazik ve uslu olması gerektiğini bilen bir hanımefendi. Bu iki tarafın mücadelesi hiç bitmedi, hâlâ da devam ediyor. Önceleri bunun kazanılması gereken bir yarış olduğunu sanırdım. Zamanla öyle olmadığını; ikisinin de bana ait olduğunu anladım.
Gündelik baskılarla başa çıkamadığımı düşündüğüm, özgüvenimi kolayca kaybettiğim, sesimin yeterince gür çıkmadığına inandığım; omuzlarımın önüme düştüğü ve bunları zayıflık sandığım zamanların haddi hesabı yok. Üstelik tüm bunları sanki bir tek ben yaşıyormuşum gibi hissettiğim anlar da az değil.
Eğer sen de bu konularda yalnız olduğunu düşünüyorsan, emin ol değilsin. Değiliz. Bir araya geldiğimizde ise inanılmaz güçlüyüz. İşte bu yüzden birbirimize sıkı sıkı tutunacağız ve kendi merdivenlerimizi inşa edeceğiz. Birbirimizin merdivenine omuz vereceğiz.
Kadın hakları hareketinin yaklaşık 18. yüzyılda başladığını düşünürsek; hücrelerimizde direnmek, savunmak ve devam etmek zaten var. Öyleyse ne yapıyoruz? Kimin omuzları düşerse yanına koşuyoruz.
Sen, ben, biz… Yalnız değiliz. Ve birlikte çok güzeliz.
💜Bu hafta 8 Mart öncesi hislerimizi paylaştık.
🍿 Haftaya geriden takip ettiğimiz ama üzerine bir şeyler yazmazsak içimizde kalacak pop kültür konularımız var. Biz geç kalmadık, sadece herkes çok erken davrandı (!)
✨20’liğin Instagram hesabını buradan takip edebilirsiniz.
💌 O zaman haftaya perşembe 21.00’de görüşmek üzere diyelim mi? ✨
Şerefe!
Yasmin








