Yine girdik o 'loop'a
Hani su şimdiye kadar su yolunu bulacaktı?
Selamlar 20’likler ve 20’lik kalanlar, nasılsınız?
Ben iyiyim. Bültenin çıkacağı günün sabahında bu girişleri yazmayı tercih ediyorum. Sizlerle daha direkt konuşuyormuş gibi hissediyorum. Bu bülten çıktığında ben bir çekimde( ve konserde) olacağım. 20’likte yeni bir seri başlatıyoruz ( ya da en azından şu an başlatmak için gerekli adımları atıyoruz) ve bugün ikinci konuğumuzu çekiyoruz. Bakalım nasıl geçecek… Uzun bir gün bizi bekler ama sevdiğin insanlarla, sevdiğin şeyleri yaptığında çok da koymuyor bu saatler.
Bu hafta normalde AI üzerine bir bültenimiz olacaktı ama haftaya erteledik. Sizi bilmem ama bizim ekipten kimsenin bu hafta AI üzerine okuyası da yazası da yoktu.
Ama her zaman 20’li yaşlar üzerine krizler geçirmeye merakımız var!! Oleeey!!! Bu hafta Serra, 25 yaşına kadar her şeyi halletme beklentisi ve bunun gerçeklikleri üzerine bir yazı ile bizlerle.
Çoğumuz 20’lerimizin ortasına geldiğimizde birçok şeyin yerli yerine oturacağını düşünüyorduk değil mi? Gerçek hayatta oturmasa bile kafamızda bir netlik olacağına inanıyor muyduk?
Ben 10’lu yaşlarımda ne yapmak istediğimi bilmiyordum, nasıl bir hayat yaşamak istediğime dair tek bir fikrim yoktu ama üniversite sonrasında bunun netlik kazanacağına inanıyordum. Kariyerimde, ilişkilerimde, kendime bakış açımda bazı şeylerin artık oturacağını düşünüyordum. Ama biz her gün aynı şeyi giyen, tek boyutlu çizgi film karakterleri değiliz ki, değişiyoruz. Giyim tarzımız, ne renk takı sevdiğimiz, insan ilişkilerimiz, kariyer hedeflerimiz değişiyor. Ay ve ne güzel! Ne güzel bu kadar değişken olmak ve çoğu zaman değişmeye alan açmak.
İş hayatına girdiğiniz an sizden yaşça ‘büyük’ insanlarla çok daha fazla iletişim kurmanız gerekiyor. Ansızın kendi baloncuğunuzdan çıkıyorsunuz. Yaşın büyük olmasının illa ‘olgun olmak’ anlamına gelmediğini ben ofiste çok net bir şekilde gördüm. ‘Bu yaşta da bunu hala çözümlememiş mi? Böyle mi davranıyor…’ diye düşündüğüm o kadar an oldu, durmadan o kadar şaşırdım ki… Sonra 20’likte her zaman söylediğimiz ve 20’lik olmanın yaşta değil başta olduğunu savunmamın nedeni ile tekrar yüz yüze geldim. Herkesin büyüme, gelişme ve hayatı yaşama şekli çok farklı. Bazıları hayatın derslerini daha iyi içselleştiriyor, daha iyi insanlar oluyor, olgunlaşıyor, bazılarının ise bu dersleri almaları daha uzun seneler alıyor. Büyümek yaşa pek bakmıyor anladığınız.
Ve belki büyümek ve hayatı yaşamak, suyun bir yere varmak için yolunu bulması değil, akmaya devam etmek için yolunu bulmasıdır. Akmaya devam dostlar.
Şerefe,
Yasmin
25 yaşımıza kadar her şeyi halletmiş olacak (mıydık?)
Yetişkinlik ilüzyonu üzerine bazı cevap arayışları.
Yazı: Serra
Öncelikle, arkanıza yaslanın, derin bir nefes alın ve koltuğunuza iyice yerleşin. Çünkü bugün, 20’li yaşların sonlarına doğru yaklaşırken, bazen içimize o meşhur öküzün oturmasına neden olan, bazen geceleri uykumuzu kaçıran ama bir yandan da içimizi tarif edilemez bir heyecanla dolduran o gerçekleri konuşacağız.
Hepimiz o yalanı söyledik ya da o yalana en az bir kez gönülden inandık: “25 yaşıma kadar her şeyi halletmiş olacağım.”
Bu yalanın özü, yirmili yaşların ortasına gelindiğinde hayatın her alanında bir “halletmişlik” seviyesine ulaşılacağı düşüncesiydi. Aslında bu, bize toplumun empoze ettiği bir hikayeydi; sanki bizden önceki jenerasyon her şeyi çoktan çözmüş gibiydi. Genellikle bu yaşlar için zihnimizde kurduğumuz şablon oldukça net: bitirilmiş bir eğitim, basamakları tırmanılmaya başlanmış bir kariyer, eğer imkân varsa çıkılmış bir dünya turu ve duygusal anlamda stabilize edilmiş bir ilişki (mümkünse hepsi aynı anda). Ancak o yaş sınırı geçilip 30’un gölgesi ensemizde (dramatik bir şekilde) hissedilmeye başladığında, planlanan o düzenli hayatın çoğunlukla bir illüzyondan ibaret olduğu gerçeğiyle baş başa kalıyoruz. Bazılarımız o hedeflediği düzene ulaşıyor ama ulaştığı an o düzenin içinde beklediği tatmini bulamayıp boğulduğunu fark ediyor; bazılarımız ise o düzenin yanından bile geçmiyor.
Burada hayatını geleneksel bir disiplinle kurumsal yapılara entegre etmiş olanlarla bir meselem yok; bu sadece farklı bir tercih ve disiplin biçimi. Ben hiçbir zaman o klasik, çizgileri belli düzenin hayalini kurmadım. Ruhumdaki hareket hâlinde olma ve bilinmeyene yönelme isteği hep daha baskındı. Fakat insan dürüstçe kendine itiraf ettiğinde, o çok kaçtığı düzen fikrinin aslında belirsizlik anlarında ne kadar cazip göründüğünü de anlıyor. Özellikle her şeyin birbirine girdiği, rotanın karıştığı o “Ben ne yapıyorum ya?” gecelerinde, insanın içinde uyanan güvenli liman arayışı ile dünyayı arşınlama arzusu arasındaki çatışma, bu yaşların temel gerilimi haline geliyor. Bir yanım dünyayı keşfetmek için çırpınırken, diğer yanım faturaların ödendiği, yarının belli olduğu bir hayatın konforuna sığınmak istiyor. Mesela bazen sadece “Saat 5’ten sonra boşum, buluşalım,” diyebilmek istiyorum; ama işte bir o kadar da 9-5 sistemine karşıyım. Tam bir çelişki yumağı.
Kendi kendime baktığımda şunu fark ediyorum: 10 yaşındaki ben, bugünkü halimle ve planlarımla muhtemelen gurur duyardı. Ama 20 yaşındaki benden o kadar emin değilim. Sanki 20’li yaşlar, 10 yaşındaki o çocuğun “into” olduğu, gerçekten merak ettiği şeyleri yeniden keşfetmek, biraz delilik yapmak ve bir şeyleri yolda bulmak gibi geliyor. Eğer 20’li yaşlardan sonra toplumda yetişkin olarak kabul ediliyorsak, bu yaşları yetişkinliğin “1” yaşı gibi düşünmek lazım (benim kendimi ikna etme şeklim). Oysa beklentiler, sanki 20’sine giren herkesin bir anda en hırslı, en kararlı ve en “bitirmiş” versiyonu olması yönünde.
Geçtiğimiz günlerde bilgisayarımı karıştırırken bulduğum bir sunum, aslında bu yazının çıkış noktasıydı. Yıllar önce üniversitedeyken (ki mezuniyetimin üzerinden 5 yıl geçmesinin şokunu hala atlatamadım) 2018 yılında kentsel dönüşüm dersi için (kendime, biraz kariyer odaklı bir noktadan) vizyon planı hazırlamam istenmişti. Lütfen “Ne alaka?” demeyiniz; naçizane önerimdir, siz de hazırlayınız. Hocamızın mantığı şuydu: “Kendi hayatını planlayamayan biri, bir kenti veya başkalarının yaşam alanını tasarlayamaz.” O dönem taze 20 yaşlarına yeni adım atmış ben, hedefleri olan bir öğrenci olarak hazırladığım sunumda bugünlere dair çok net tarihler vermişim. Mesela 2023’e kadar ne istediğime karar vermeyi (ne kadar sevimli bir hedef) ve mezun olmayı amaçlamışım. Mezuniyet gerçekleşti ama ne istediğim konusundaki netlik her geçen gün biraz daha bulandı; her deneyim beni farklı yollara çekti diyebilirim. 2023 için ya işe girmeyi ya da dünyayı gezmeyi planlamışken, 2022’de bir sörf kampında bir ay yaşadıktan sonra kendimi aniden tam zamanlı bir ofis işinde buldum.
Hedeflediğim okullardan birinde yüksek lisans yapma hayaline 2025’te Londra’da ulaştım; ancak işin rengi burada da değişti. Şu an Londra’da olmama rağmen, 20’li yaşlarımın başındaki o öğrencinin hayal ettiği “steril” işi yapmıyorum. Bir yandan freelance yazılar yazıp tasarım projeleriyle uğraşırken ve akademik araştırmalara katılırken, bir yandan da barda çalışıyorum. Dışarıdan bakıldığında başarı denilen şey, çoğu zaman LinkedIn profillerindeki o pırıltılı unvanlardan çok daha karmaşık, dağınık ve bazen de yorucu bir süreçten geçiyor. Ayrıca kime göre, neye göre başarı (ya da başarısızlık)? Bu da bambaşka bir tartışma konusu.
Yöneticilik gibi sorumluluk gerektiren pozisyonları, yürütülen onlarca projeyi ve kurulan o “oturmuş kariyeri” bir kenara bırakıp her şeye sıfırdan başlamak, dışarıdan bakıldığında mantıksız bir risk gibi görünebilir. Birçok arkadaşımla konuştuğumda da duyduğum, bugün yüksek lisans bitmiş olmasına rağmen sektörde henüz bir iş bulamamış olmanın getirdiği maddi ve manevi stresin bazen ağır gelmesi; ya da 5-6 yıldır aynı işte çalışıp, eğer bu yoldan devam ederse, önünde emekliliğe 30 yıl daha olduğunun farkında olmanın iç daralması.
Gece gelen o “Ben ne yaptım?” hissi ve ekonomik kaygılar çok gerçek; fakat bu riski almanın verdiği kendi hikâyesini yazma cüreti de bir o kadar somut. Ayrıca senin gibi deneyimler yaşayan insanların olduğunu bilmenin, bir nevi beraber düzene karşı çıktığınızı hissetmenin verdiği tatlı keyif de var.
Reddit’te gezerken denk geldiğim bazı yorumlar da bu durumu destekler nitelikte: Bizim gibi iki kuşak arasında sıkışmış olan, zillennial grubu, önceki nesillere göre çok daha bilinçli ama bir o kadar da risk alma eğiliminde. Bu, sonunu düşünmeden yapılan körü körüne bir eylem değil; daha çok elindekinin gerçekliğinden şüphe duyup “En kötü ne olabilir?” hesabını yaptıktan sonra atılan, oldukça hesaplı bir adım. Bu sürecin içine, kendi trajikomik sorunlarımızla ilgili şakalar yapıp hemen ardından terapi randevusu almayı da dahil edebiliriz sanırım.
Etrafımdaki insanların deneyimleri de bu parçalı bulutlu tabloyu doğruluyor. Birçok farklı kişiyle yaptığım konuşmalarda benzer tıkanmışlıkları ve çıkış arayışlarını gördüm.
Aslı ile olan sohbetimizde, aile evinde yaşamanın ve ekonomik olarak tam bağımsız olamamanın getirdiği o “geç kalmışlık” hissini konuştuk.
“26 yaşındayım ve hâlâ aile evindeyim. Kendi düzenini kuramamak, maddi anlamda o ayakları yere sağlam basma hissini tadamamak bazen çok ağır geliyor. En kötüsü de belirsizlik; şu an yürüdüğüm yol gerçekten doğru yol mu yoksa hayalim başka bir yerde mi, emin olamıyorum. Belki de asıl hayatım, yıllardır arkaya ittiğim o dans tutkusundadır, kim bilir?”
Öykü’nün hikâyesi ise daha farklı virajlar içeriyor; “Büyük bir heyecanla yurt dışına taşındım ama pandemi her şeyi altüst etti; işsiz kalıp dönmek zorunda kaldım. Sonrasında akademik alanda beni taciz eden hocayla verdiğim o savaş başladı. Gücümün neredeyse tamamını o süreçte kaybettim ve sonunda masterı bırakmak zorunda kaldım. Şimdi ise yıllar sonra, nefret ettiğim o akademiye, hiç dönmek istemediğim o ortama mecburiyetten geri döndüm.”
Berk ile konuştuğumuzda ise bambaşka bir hayal kırıklığına değindik; lisedeki o toz pembe beklentiler ile 20’li yaşların sert gerçekliği arasındaki o devasa uçuruma. Berk, özellikle o dokunulmaz sanılan arkadaşlık bağlarını şöyle özetledi:
“Lisedeyken kurduğumuz hayallerle 20’li yaşların sonundaki gerçeklik arasında dağlar kadar fark var. En büyük yanılgımız ise arkadaşlıkların hep aynı kalacağını sanmamız. Hani hep ‘gerçek dostluklar mesafe tanımaz’ muhabbeti yapılır ya; bence %90’ında geçerli değil. ‘Gözden uzak olan gönülden de uzak olur’ kuralı çok daha sert çalışıyor. Yurt dışında yaşayan arkadaşlarımın çoğu, Türkiye’dekilerle benzer bir kopuşu tecrübe ediyor. Bunu 20 yaşındayken asla beklemezdim ama hayat bazen insanı böyle yalnızlaştırarak büyütüyor.”
Bu kopuşlar aslında sadece fiziksel mesafelerden değil, her birimizin farklı hızlarda ve farklı yönlere doğru büyümesinden kaynaklanıyor.
Işıl ise zamanın hızına ve kendine yakıştırdığı rollere dair bir çatışma yaşıyor.
“25 yaşıma bu kadar hızlı geleceğimi hiç düşünmemiştim. Eskiden bu yaş hep daha olgun, her şeyi çözmüş bir yaş gibi gelirdi; ama şimdi içindeyim ve o olgunluk kalıbına asla sığamadığımı hissediyorum. Bu durum beni bazen çok boğuyor; çünkü hala 20’lerimin başındaki o rahatlıkta olmak isterken, işim gereği sanki 30’larımdaymışım gibi belli bir kontrol ve ağırlıkla hareket etmem gerekiyor. Bu kalıbın bana büyük gelmesi ve yer yer beni sıkıştırması arasında gidip geliyorum. Çok garip. Üstelik bu esnada etrafımda çocuğunun ikinci yaşını kutlayan yaşıtlarımı da görüyorum, dünyayı gezenleri de. Herkes bambaşka bir frekansta.”
Türkiye’nin mevcut ekonomik ve sosyal koşulları da bu süreci tetikliyor. Herkesin bir noktada yorulduğu, gelecek kaygısının kronikleştiği bir ortamda, bazen “zaten kaybedecek bir şey yok” düşüncesi en büyük risklerin itici gücü oluyor. Bu durum kimini yurt dışına gitmeye, kimini istifa edip küçük bir şehre yerleşmeye, kimini de tüm kariyerini yakıp en baştan başlamaya itiyor. 20’li yaşların sonundaki bu kitle aslında devasa bir çeşitlilik barındırıyor; evliler, yeni ayrılanlar, yalnız yaşayanlar, dijital göçebeler… Tek ortak paydamız benzer yıllarda doğmuş olmamız. Ama bu benzerlik, herkesin aynı hızda koşması gerektiği anlamına gelmiyor.
Sonuç olarak, o her şeyi 25’ine kadar halletmiş olma hedefi, gerçekleşmediğinde insanı yetersiz hissettiren bir kurgudan ibaret. Hiçbir zaman her şey tam olarak hallolmayacak. Hayat düz bir çizgide ilerlemiyor ve bir başkasının erken ulaştığı bir aşama, sizin için çok daha sonra başlayacak olan muazzam bir sürecin habercisi olabilir; en azından ben arada kendime bunu hatırlatıyorum. Önemli olan, o “halledilememe” hâliyle, o belirsizlikle barışıp yola devam edebilmek. Hem içimizdeki o düzen kurma ihtiyacını hem de her şeyi yıkıp yeniden başlama isteğini aynı valize sığdırıp yürümek, bu yaşın bize öğrettiği (ya da öğretmekte olduğu) en yalın gerçeklik.
Demem o ki, hepimiz korkuyoruz ama bir o kadar da heyecanlıyız. Planlar değişir, yollar ayrılır; ama insanın kendine olan borcu, kendi hikâyesine sahip çıkmaktır. Böyle koca koca laflar edip bu yazıyı sonlandırmak istiyorum, yoksa birkaç bin kelime daha yazarım gibi duruyor.
Son olarak, ne demiş usta düşünür: “The more you fuck around, the more you will find out.” yani ne kadar kurcalarsan, o kadar öğrenirsin. O yüzden derin bir nefes alın ve devam ediniz.
*metin içinde geçen bazı isimler kişilerin rumuzlarıdır.
🔢Bu hafta 25 yaş ve bazı şeyleri çözümlemek üzerine düşündük.
🤖Haftaya AI üzerine yazılarımız var.
💌Çevrimiçi rakı soframız olan 20’liğin Instagram hesabını buradan takip edebilirsiniz. Artık TikTok’umuz da var, bekleriz.
💬Bu sayımızla ilgili yorumlarınızı, düşüncelerinizi bekliyoruz! Aşağıda buluşalım.
✨ O zaman haftaya aynı saatte diyelim mi? ✨
Şerefe!
💕 Yasmin 💕












18 yaşımdan beri 20’liği okuyorum, şu ansa 21 yaşındayım ve son zamalarda hayatına seyirci olmaya başlayan bir insan olarak bu yazı çok iyi geldi. Teşekkürler 20’lik birlikte büyümek ve hayatı birlikte ‘figure out’ etmek güzel hissettiriyor. 🥹🫂
👏