Selam 20’likler ve 20’lik kalanlar,
Sıcak bir İstanbul gününden selamlar. Bu cümleleri Salı günü yazıyorum. Herkesin biraz korku ile beklediği Çarşamba sıcaklarına da hazırlık olarak buzdolabına bir sürahi soğuk kahve hazırladım. Sular da tamam. Bu sayı çıktığında şehir birazcık da olsa soğumaya başlamış olacak — umarım.
Her yazın gelişini mutluluk ve heyecan ile karşılıyorum. Geç batan güneş, tüm vücudunu çevreleyen serinletici deniz, hafif kıyafetler, her gün dondurma yemeler ve daha neler neler. Ama son birkaç yıldır ( ya da 10 mu desem) yazlarımın alt metninde hep aynı kaygı var. Dünyamız daha ne kadar ısınacak? Her yaz gördüğümüz “rekor kıran sıcak” manşetleri ne zaman duracak? Her sene rekor kırmamız şart mı?
Bugün sıcaktan mayışmış bir şekilde Instagram hikayelerinde gezinirken bir paylaşıma denk geldim. Bir tanıdığım, Sicilya’da sahilde pizza yerken deniz manzarası ile beraber dağlardan çıkan alevi paylaşmıştı. Videonun üstünde de şunları yazmıştı: “orman yangınları eşliğinde tipik bir Sicilya yazı.” Çok rahatsız oldum. Şu an yaşadığımız şeyi daha iyi anlatacak bir görsel düşünemiyorum. Bir ara popüler olan “this is fine” diye alevlerin içinde oturan köpek görseli var ya, adeta onun gibi. Çevremiz kaos, biz takılıyoruz.
Bu nedenle yaz ayları, dondurmamı hapur hupur yiyip, cup cup denize atlarken ‘dünyamıza n’oluyor?’ gibi kaygılandırıcı düşünceleri aklımda çevirerek geçiyor. Endişeleniyorum. Dertsiz, tasasız, kaygısız, ‘hot girl summer’ vââtlerinin arasında endişeleniyorum.
Kapınızın önüne sevgili köpekler, kediler ve diğer canlılar için su bırakın lütfen! Aynı zamanda siz de bol su için, şapka takın, aşırı sıcaklarda çok dışarılarda takılmayın. Haftaya havanın biraz rahatlamasını umuyoruz!
Bu hafta nelerimiz var?
Yaz dedik. Çelişkili hisler dedik. Eğlenmeye çalışırken, sımsıcak bir kaygı dalgası dedik. Eee sonuçta deli eder insanı bu dünya. Tezatların arasında var olmaya, var olmayı bırak, gerçek ve içten duygular yaşamaya çalışır, bazen sıkışıp kalırsın. Tüm bu baskının içinde özgürleşmeye, artan milliyetçiliğin içinde küreselleşmeye, acının içinde mutlu olmaya çalışırsın. Bazen başarırsın, bazen başaramazsın. Yin ve yang misali yaşıyoruz hayatı; iki zıt güç birbirini tamamlıyor. Tezatlar, zıtlıklar olmadan hareket mümkün olmuyor.
Bu hafta da 20’lik olma odağında bazı tezatlara değindik. Nelerimiz mi var?
Cody Mehmet, artan sosyal medya kullanımı ve görünürlükte, yeni neslin anonim kalma ihtiyacına değindi.Serra, multi-tasking ve dikkat dağınıklığı arasındaki bağlantıyı inceledi.İyi okumalar!
Çok sevgiler,
Yasmin
Kapak Görseli: WUUKASCH LukasFrischknecht
(Z)ıtlıklar Kuşağı
Gizliliğin Yükselişi ve Sanal Dünyanın Anoniom Bireyleri
Yazı: Cody Mehmet Çatal
Sosyal medyanın ortaya çıkışı, diğer insanlarla iletişim kurma ve hayatlarımızı paylaşma biçimimizde devrim niteliğinde bir dönüşüm yarattı. Geçtiğimiz yirmi beş yılda, farklı nesillerin sosyal medya platformlarına yaklaşımlarında da önemli değişiklikler oldu. X ve Y kuşakları, sosyal medyayı keşfeden öncü nesiller olarak, yaşamlarının her yönünü bloglar, vloglar ve fotoğraflar aracılığıyla paylaşarak bu yeni iletişim ve ifade aracını tam anlamıyla benimsemişlerdi. Buna zıt olarak, X kuşağının çocukları olan Z kuşağı, erken yaşlardan itibaren sürekli kamera karşısında olmaktan kaynaklanan “kötü” tecrübelerini etkili bir şekilde değerlendirerek sosyal medyada gizliliklerini korumak adına daha dikkatli bir yaklaşım benimsemeye başladı. Buna bir örnek, 1999 doğumlu Twitch yayıncısı Dream. Uzun yıllar bir maske arkasına saklanarak yayın yapan ve birçok farklı sosyal medya platformlarında milyonlara ulaşan Dream, yüzünü ilk kez 2023 yılında gösterdi.
Şimdi ise Alfa kuşağı ile birlikte bireylerin, dijital kimliklerini yapay zekâ ve oyun karakterleri (Roblox) gibi farklı profillerin arkasına saklayarak sanal alanlarda var olma arayışına şahit oluyoruz. Tahmin ediyorum ki ileride, aileleri tarafından kameraya alınan ve her anları paylaşılan bebekler büyüdüklerinde ailelerine gizliliklerini ihlal ettiklerine dair açacakları davaların örneklerini göreceğiz.
Not: Aşağıda yapacağım ayrımları genelleme olarak her birey özelinde düşünmemeli ama kütlesel olarak kullanım davranışları olarak düşünebilirsiniz.

X ve Y Kuşakları: Her Anlarını Paylaşanlar
X kuşağının daha genç bireyleri ve Y kuşağı, sosyal medya platformlarının yükselişini deneyimleyen ilk kuşaklardandı. Bu yeni iletişim ve ifade aracına duydukları heyecanla, hayatlarını dünyaya tamamen açarak paylaşmaya başladılar. Günlük rutinlerini kaydetmekten, hayatlarının önemli anlarını belgelemeye kadar, bu kuşaklar, vloglar, bloglar ve fotoğraflar aracılığıyla kendilerini ve yakınlarını (kardeş, anne, baba ve çocuklarını) paylaşmaktan geri durmadılar. Sosyal medya, onlar için, sanal bir anı defteri oluşturma ve anılarıyla deneyimlerini dijital bir şekilde arşivleme alanı haline geldi. Tabi anne, baba ya da abla, abileri tarafından kamera yüzlerinde büyüyen Z kuşağının birçok bireyinde, bu her şeyi paylaşma arzusu yerini gizliliklerini koruyarak sosyal medyada var olmaya itti.
Z Kuşağı: Gizliliğin Yükselişi
X kuşağının çocukları ve Y kuşağının kardeşleri olan Z kuşağı, sosyal medyayla ve hayatlarında sürekli kameraların varlığıyla büyüdüler. Bu dijital ilgiye erken yaşta maruz kalma, onların gizlilik algısını ve her şeyi sosyal medyada paylaşmanın olası sonuçlarına dair olan düşüncelerini etkiledi. Sonuç olarak, Z kuşağı, sosyal medyada daha korumacı bir yaklaşım benimsemeye başladı ve kişisel bilgilerini koruma arayışına girdi. Son zamanlarda “priv hesap” terimini duymuşsunuzdur.
Priv, İngilizce private kelimesinden geliyor. Özel, mahrem, has, kişisel, müstakil, yalnız anlamında kullanılıyor. Priv hesap ise kişilere özel ikincil hesaplar olarak adlandırılıyor.
Z kuşağı bu hesapların yaygın olarak kullanılmaya başlandığı ilk kuşaklardan. Erken yaşta hayatları paylaşılmaya başlanan ya da paylaşılıp farklı linçlere maruz kalarak büyüyen ve büyüyenleri gören Z kuşağı bireyleri, küçük bir arkadaş grubu ile etkileşim kurabildikleri özel sosyal medya hesaplarına, grup sohbetlerine ve kapalı topluluklara yönelmeyi artırdılar. Daha büyük kitlelere ulaşmak isteyenler ise bunu, “Dream” karakteri gibi maskeler arkasına saklanarak yapmayı tercih etti.
Alfa Kuşağı: Sanal Dünyanın Anonim Bireyleri
Alfa kuşağıyla birlikte, sosyal medya dünyasında daha da büyük bir değişim gözlüyoruz. Bu nesil yapay zeka, sanal gerçeklik ve oyun platformlarının hayatlarının ayrılmaz bir parçası olduğu bir dünyaya doğdu. Online gizlilik ve veri güvenliği konusunda artan endişelerin bir sonucu olarak, Alfa kuşağı bireyleri, sanal kimliklerinin anonim kalmasını sağlayacak şekilde sosyal medya platformlarında var olmayı tercih ediyorlar.
Gerçek kimliklerini açığa çıkarmak yerine, birçok Alfa kuşağı bireyi, yapay zeka profilleri, Roblox oyunu karakterleri veya diğer sanal kişilikler aracılığıyla dijitalde diğerleriyle etkileşimde kalmayı seçiyorlar. Bu sanal profiller, onlara yaratıcılıklarını keşfetme, yaşıtlarıyla bağlantılar kurma imkanı vererek, gerçek dünya kimliklerini açığa çıkarmadan sosyal medya platformlarında kendilerini ifade etmelerini sağlıyor. Bu şekilde, Alfa kuşağı, sosyal medyayı bir kaçış, kendini ifade ve deneyimlerini yaşama alanı olarak yeniden tanımlıyor da diyebiliriz.
Normalde bu yazımda Alfa Kuşağına değinmeden Z kuşağının daha önceki kuşaklara göre sosyal medyayı nasıl zıt kullandığına vurgu yapacaktım ancak yazarken X ve Y’nin benzerlikleri, Z ve Alfa’nı birbirine bir noktada benzemeye ittiğini fark edince eklemek istedim. X ve Y kuşaklarının filtresiz paylaşımlarından Z kuşağının gizliliğe verdiği öneme ve Alfa kuşağının sanal kimliklerin arkasında sığınma arayışına kadar her nesil, değişen dijital dünyaya benzersiz şekillerde tepkiler veriyor. Teknoloji ilerledikçe, sosyal medya çok daha fazla dönüşüm geçirecek ve gelecek nesillerin iletişim kurma stillerini etkilemeye de devam ettiğini de göreceğiz.
Multi-tasking: süper güç mü dikkatimizi dağıtan bir sorun mu?
Multi-tasking ve dikkat bozukluğunun arasındaki fark üzerine
Yazı: Serra
Multi-tasker olmak, yani birçok işi aynı anda yapabilmek, günümüzde çok övülen ama bizden 10-15 yaş büyükler tarafından da “dikkatimizi” dağıttığı ve doyumsuz olduğumuza bağlanarak eleştirilen bir durum.
Bu tartışmaya, multi-tasking ve dikkat bozukluğunun temel tanımları ile başlayabiliriz diye düşünüyorum. Multi-tasking, kişinin aynı anda birden fazla görevi yerine getirmeye çalıştığı bilişsel bir süreçtir. Dikkat bozukluğu ise, bireyin odaklanma, sürdürme ve dikkatini toplama güçlükleri yaşadığı bir nörogelişimsel durumdur.
Çoklu görev yapma eylemi neredeyse her zaman inanılmaz bir yetenek olarak görülse de, yaptığım okumalar sırasında pekte övündüğümüz gibi bir durum olmadığını fark ettiğim noktalar oldu. Bu yazıda kendim dahil kimseyi multi-taskingden alıkoymaya çalışmayacağım, ama galiba, bir durup (20’likte hep ne diyoruz? Durabilmemiz önemli) üzerine düşünmemiz gerekiyor.
Günlük yaşamda multi-tasker olmak iş ve özel yaşamınızda verimli olmanızı sağlayabilir. Genç yetişkinlerin üretim şekillerine bakıldığında, çalışırken müzik dinlemek, yemek yerken video izlemek ya da iş aralarında sosyal medyada gezmek çoğumuzda karşılaşılan bir durum. Aslında aynı anda birden fazla işi bilinçli bir şekilde yapmıyoruz, bu süreç bizim için doğal bir şekilde gerçekleşiyor.
Öte yandan baktığımızda, aynı anda birden çok şeye odaklanmaya çalışarak belleğimizin kapasitesini zorluyoruz, çabuk dikkatimiz dağılıyor ve buna bağlı olarak görevler arasında geçiş yapmakta zorlanabiliyoruz.
Araştırmalara göre bu durum uzun vadede bireyde sürekli stres ve zihinsel yorgunluk hissi olarak karşımıza çıkıyor. Farklı işlerde uzmanlaşmaya çalışırken, bu yolda bazı ilgi alanlarımızı geride bırakmamız gerekiyor ve tabii ki bunlar da stres kaynağı olabiliyor. Çoğu multitask eden kişinin bir sürü abandoned ya da bırakılmış hobisi olduğunu görmek mümkün.
Son dönemde yapılan araştırmalarda yönetebildiğimiz durumlarda multitasker olmaktan verim alabileceğimiz gibi bunun bizim beynimize birçok açıdan zarar verebilen bir durum olduğunu da işaret ediyor.
Bunda yetiştiğimiz dönemin büyük bir etkisi olduğunu düşünüyorum. Günümüzde teknolojik gelişmeler ve hızlı yaşam tarzı, insanların işlerini ve hayatlarını kolaylaştırmak için çoklu görev yapma eğilimine yol açan önemli bir etken. Birçok kişi, aynı anda birden fazla görevi yerine getirmeye çalışıyor, dikkatlerimizi bölerek farklı aktivitelere yönelme alışkanlığımız giderek artıyor.
Tanıdığım birden çok ilgi alanı olan ve bunlarda aktif olmaya çalışan insanların çoğu multi-tasker olma gayesiyle değil, gerçekten de tek bir şey ile uğraşarak yaşamanın mümkünlüğünü reddettiği için bu noktada olduğunu düşünüyorum. 20’li yaşlarımızdayız ve birden çok şeyi (hızlıca) keşfetmek istiyoruz ve buna bağlı olarak aynı anda birden çok şeyle uğraşma eğilimindeyiz. Bununla beraber, çoğumuz hobilerimizi finansal olarak destekleyebilmek için farklı projelerde ve işlerde de yer almaya çalışıyoruz.
25 yaşıma gelene kadarki süreci gözden geçirdiğimde hayatımda hiçbir zaman tek bir şey olmadığını fark ediyorum. Benim için birden çok şeye ilgi duymak ve bunları deneyimlemek, yolculuğumun önemli bir parçası. Evet belki de dikkatimizi dağıtıyoruz ama çalışırken bir kelebeğin uçtuğunu görseniz sizde dönüp bakarsınız — sadece bazılarımız kalkıp kelebeğin peşinden gitmeyi tercih ediyor. Belki de tek bir şeye odaklanmayı denersek, diğer şeyleri kaçıracağımdan korkuyorum/korkuyoruz. Kim bilebilir ki..
20’likte her hafta zaman makinamızda bir yolculuğa çıkıyoruz. Amacımız: Tüm arşivimizi Substack’e taşımak. Diğer amacımız: 20’likle sonradan tanışanları eski yazılarımızla buluşturmak.
Bu hafta 20’liğin arşivinden ilk bülteni aldık. Bu bültenin yayın tarihi 27 Temmuz 2023. Bugün pazartesi sabahı çıktı ama normalde her pazar saat 11.00’de sizlerle!
✨ O zaman haftaya aynı saatte diyelim mi? ✨
Şerefe!
💕 Yasmin 💕












Hadi bakalım 🤗